<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anvar &#8211; Özbekistan Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://ozbekistangazetesi.com/etiket/anvar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ozbekistangazetesi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Mar 2025 01:13:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://ozbekistangazetesi.com/wp-content/uploads/2025/03/cropped-ozbekistan-1-32x32.webp</url>
	<title>Anvar &#8211; Özbekistan Gazetesi</title>
	<link>https://ozbekistangazetesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>ANVAR YUSUPOV TÜRKİSTAN’DA AFRASYAB’IN MİRASI</title>
		<link>https://ozbekistangazetesi.com/anvar-yusupov-turkistanda-afrasyabin-mirasi-h66151.html</link>
					<comments>https://ozbekistangazetesi.com/anvar-yusupov-turkistanda-afrasyabin-mirasi-h66151.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2025 17:50:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ASAYİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA['in]]></category>
		<category><![CDATA[’“TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[AFRASIYAB]]></category>
		<category><![CDATA[AFRASYAB]]></category>
		<category><![CDATA[Afrasyab kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[AFRASYAB’IN]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Tunga]]></category>
		<category><![CDATA[Alper Tonğa]]></category>
		<category><![CDATA[Alper Tonğa kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar YUSUPOV]]></category>
		<category><![CDATA[ANVAR YUSUPOV TÜRKİSTAN’DA AFRASYAB’IN MİRASI]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsız Araştırmacı Yazar Anvar Yusupov]]></category>
		<category><![CDATA[Heritage]]></category>
		<category><![CDATA[Mirası]]></category>
		<category><![CDATA[Öf]]></category>
		<category><![CDATA[Oghuzs]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Scythians]]></category>
		<category><![CDATA[THE]]></category>
		<category><![CDATA[THE HERITAGE OF AFRASIYAB IN TURKESTAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKESTAN]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN’DA]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN’DA AFRASYAB’IN MİRASI]]></category>
		<category><![CDATA[Turks]]></category>
		<category><![CDATA[Uzbekistan]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Anvar Yusupov]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUPOV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozbekistangazetesi.com/?p=66151</guid>

					<description><![CDATA[THE HERITAGE OF AFRASIYAB IN TURKESTAN TÜRKİSTAN’DA AFRASYAB’IN MİRASI Anvar Yusupov (Bağımsız Araştırmacı-Yazar, Özbekistan Cumhuriyeti Ekonomi ve Maliye Bakanlığı Evrak Düzenleme Şubesi Başkanı, anvarkhoja@maıl.ru. ORCID: 0009-0002-7375-0446.) Abstract The article examines the governance activities and heritage of Afrasiyab, the founder of Turanian sivilization, as a historical figure based on scientific sources. Conclusions are drawn through comparative &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>THE HERITAGE OF AFRASIYAB IN TURKESTAN</p>
<p>TÜRKİSTAN’DA AFRASYAB’IN MİRASI</p>
<p>Anvar Yusupov</p>
<p>(Bağımsız Araştırmacı-Yazar, Özbekistan Cumhuriyeti Ekonomi ve Maliye Bakanlığı Evrak Düzenleme Şubesi Başkanı, anvarkhoja@maıl.ru. ORCID: 0009-0002-7375-0446.)</p>
<p>Abstract<br />
The article examines the governance activities and heritage of Afrasiyab, the founder of Turanian sivilization, as a historical figure based on scientific sources. Conclusions are drawn through comparative analysis of historical sources translated into Uzbek, Turkish, Russian, and English, along with their original texts (in Latin, Greek, Arabic, and Persian). The document scanning technique, a qualitative research method, was used in the study.<br />
Keywords: Afrasiyab, Alp Er Tunga, Turan, Turks, Oghuzs, Scythians…</p>
<p>Özet<br />
Makalede, Turan uygarlığının kurucusu olarak bilinen Afrasyab’ın tarihi şahsiyet olarak ortaya koyduğu siyasi faaliyeti ve mirası bilimsel kaynaklar üzerinden değerlendirilmiştir.Tarihi kaynakların Türkçe, Özbekçe, Rusça İngilizce tercümeleri orjinel (Yunanca, Latince, Arapça, Farsça) metinlerle karşılaştırma analizi ile sonuçlar çıkarılmıştır. Dolayısıyla, çalışmada nitel araştırma yönteminden, doküman taraması tekniğinden faydalanılmıştır.<br />
Anahtar Kelimeler:Afrasyab,Alper Tonğa, Turan, Türkler, Oğuzlar, İskitler</p>
<p>GİRİŞ<br />
Afrasyab’ın mirasını ele almaya Semarkant’ın kalbindeki Registan külliyesinden başlamak uygun görünmektedir. Nitekim, bu ihtişamlı yapı sadece bulunduğu şehrin değil, tüm Turan’ın anlı şanlı tarihini kendinde yansıtabiliyor. Registan meydanının önünden baktığınızda sol tarafınızdaki bina Mirza Uluğbey medresesidir. Bu nadide eğitim merkezi büyük Emir Timur’un Turan adı ile kurduğu İmparatorluğunun payitahtında yapılmış olup, çağının bilimsel zirvesini yakalamış, dünyanın en büyük ve en ünlü bilim ve eğitim merkezi olabilmişti. Dönemin en öndegelen ve en meşhur alimleri dünyanın her tarafından gelen öğrencilerini eğitmekle beraber,yeryüzü ve gökyüzünü kapsayan bilim dallarında araştırmalar ve buluşlar yapmışlardı. Karşınızdaki Tillakari (Altın işlemeli) Camii – Türk-İslam mimarisinin en kıymetli mücevherlerinden biri olarak,Kuran-i Kerim’in ayetlerini, hadisleri ve Doğunun kadim hikmetlerini, turkuaz çinilerle ve altınlarla nakşedilmiş duvarlarında yansıtmaktadır. Makalemizin içeriğine sağdaki Şîrdâr (Aslanlı) medresesinin taçkapısından gireceğiz.<br />
Medresenin taçkapısının üstündeki kare, klasik İslam mimarisi anlayışının biraz dışına çıkmış. Vahşi hayvan ve üzerinde insan yüzünü ifade eden güneş resimlenmiş. Oysa, bina, hem devlet idaresinde, hem toplum kamuoyunda İslam kanunlarının üstün mevkide olduğu 17.yüzyılda inşa edilmişti. Biraz ileri gidersek, Emir Timur’un ana şehri olan Keş’te yaptırdığı Aksaray karargahında da aynı tasvirin bulunduğu tarihi kaynaklarda kayıtlıdır. Resimdeki hayvan sonraki yüzyıllarda her ne kadar aslan olarak algılanmaya çalışılmış ise da, hem dış görünüşü ve renginden, hem üzerindeki siyah beyaz çizgilerinden o canlının kaplan (tonğa) olduğu anlaşılmaktadır. Semerkant’ın en kadim yapılarının bulunduğu kısmına hala Afrasyab denildiğinden yola çıkarsak, kaplan (tonğa) ve güneş resmi Turan uygarlığının kurucusu olan Alper Tonğa’ya (Afrasyab) doğrudan bağlandığınıortaya koymaktadır.<br />
Afrasyab (Alper Tonğa) kimdir?<br />
Öncelikle, farklı kaynaklarda farklı isimlendirilen bu insan efsanevi değil tarihi şahsiyettir. Zerdüştîlerin kutsal kitabı olan Avesta ve Firdevsi’nin “Şahname” destanı gibi eski Farsdilli eserlerle ünlü olmuş olup, Herodot ve Pompei Trog gibi antik tarihçilerden Taberi ve Fahrettin Mübarekşah Merverüdi gibi Arap tarihçilerine, Birüni’den Mirza Uluğbey’e, Kaşgarlı Mahmud’dan Ali Şir Nevai’ye, Ebulgazi Bahadır Han’dan (1644 – 1663 yıllarında Harezm’deki Hiva Hanlığı’nın padişahı, Türk tarihine ait kitap talif etmiş)Cedid tarihçilerine kadar yüzlerce tarihi kaynak Afrasyab’ı tarihi şahsiyet olarak tanımlamıştır.<br />
Alper Tonğa’nın ismiАvesta’daFrangrasyandenilmektedir, özellikleYaşt ve Vendidodbölümlerinde geçiyor. Dolayısıyla, Aban Yaşt’ınFrangrasyan’dan bahsedilmiş kısmındakiorijinal metinlerden birinın morfolojiktranskripsiyonuRusya Bilimler Akademisinin Dilbilimi (Filoloji) Araştırmaları Enstitüsünde Prof.Dr. V.S.Sokolova tarafından şöyle yapılmıştır:<br />
“tąm yaza-ta majryō tüjryō fraŋrase&#8217; hankajn-e pajti ajŋhā zәm -ō satәm aspa-nąm aršn-ąm, hazaŋrәm gav-ąm, baēvara anu=maya-nąm”[1:76].<br />
Bu cümleyi Avesta metninin İngilizce [2:64]ve Rusça tercümeleri üzerinden aşağıdaki şekilde Türkçeye çevirdik: “O’nun için Turanlı Frangrayan o ülkenin Hankan’ında yüz at, bin öküz, on bin kuzu kurban sunmuştur”.<br />
“Hankan” (hankajn) sözcüğünün analizi kaynaklar üzerinden şöyle yapıldı: “Hankan” Avesta’nın rusça tercümesinde “Afrasyab’ın kalesi, surları [2:76]diye çevirilmişken, İngilizce tercümede ateşperestlerin en eski efsanelerinde, Afrasyab’ın demir duvarları, yüz tane sütünü olan sarayının bulunduğubir yer olarak söylendiği yorumlanmıştır [2:64].<br />
İlk Türkçe ansiklopedi yazarı Kaşgarlı Mahmud’un “Divanü lügat it-Türk” eserinde bu konuda verilen bilgiler çok önem arzetmektedir: “Han (Xan)– Türklerin en büyük başbuğu. Afrasyab’ın oğullarına daHandenir. Afrasyab Hakandır” [4:157]. “Yenkend’den Doğuya kadar Türk ülkesidir. Semerkand’a Semiz Kend denir. Şaş şehrine Taşkent denildiği gibi, Özkent, Tünkent adları da vardır.Bu şehirlerin hepsinin adı Türkçe olan Kend ile yapılmıştır. Bu şehirleri Türkler yaparak adlarını kendileri koymuşlardır.Bu adlar olduğu gibi şimdiye kadar gelmişlerdir” [4:150].<br />
Yukarıdaki kaynaklar “Hankan”ı “Han Kend”, yani padişahın başkenti diye yorumlamamıza imkan tanımaktadır.<br />
Fars milliyetçiliğiyle dünyaya nam salmış olan Firdevsi’nin “Şahname” eserinin başından sonuna kadarAfrasyabın milletine Türk, devletineyse Turan denmiştir. Diğer arapça ve Türkçe kaynaklar da böyle yazmaktadır.<br />
Firdevsi’nin zamanında yaşayan Türkçe kaynaklar Afrasyab ve Alper Tonğa’nın tek kişi olduğu konusunda aynı fikirdeler.<br />
Dolayısıyla, Yusuf Has Hacib’in bilgelik eseri “Kutadgu bilig”in Alper Tonğa hakkındaki mısraları konunun aydınlatılmasında büyük önem arzetmektedir:<br />
Bu Türk beyleri arasında adı meşhur ve<br />
ikbali ayan beyan olanı Tonğa Alp-Er idi.<br />
O yüksek bilgiye ve çok erdeme sahipti;<br />
bilgili, anlayışlı ve halkın seçkiniydi.<br />
Ne seçkin, ne yüksek ve ne yiğit adamdı;<br />
zaten cihanda anlayışlı insan bu dünyaya hakim olur.<br />
Iranlılar ona Efrasiyab derler;<br />
bu Efrasiyab akınlar salıp ülkeler zaptetmiştir [6:13 – 135].<br />
Kaşgarlı Mahmud ise, bu konuda geniş kapsamlı bilgi vermekle beraberAlper Tonğa isminin anlamına odaklanmıştır.<br />
“Tonğa–Bebür. Kaplan cinsinden bir hayvandır; fili öldürür, asıl olan budur.Bu ad Türklerde yaşamaktadır. Çok kere kişi adı olarak kullanılır , “tonğa han, tonğa tigin” denir.Türklerin büyük Hakanı Afrasyab’ın asıl Türk adı “Tonğa Alper”dir. Bebür gibi kuvvetli, yiğit adam demektir” [4:368].<br />
12. Yüzyılın tarihçisi Fahrettin Mübarekşah Merverûdî onuTürklerin hikmet ve zeka sahibi hükümdarı diye tanımlamıştır [27:10; 28:193].<br />
Afrasyab’ın dünya tarihindeki kötü imajının kaynağı hiç şüphesiz Zerdüştîlerin Avesta’sı ve Firdevsi’nın “Şahname”sidir. Aslına bakılırsa, her iki eserde de beyan edenlerin hisleri Afrasyab’a karşı olsa da, o eserlerdeki olaylaronun ne kadar cesur savaşçı, başarılı komutan ve deha siyasetçi olduğunu ortaya koymaktadır. Bilhassa, “Şahname”nin eşsiz cesaret sahibi olan kahramanı, kuşkusuz Rüstemdir. Firdevsi Rüstemi hep “filten”diye tanımlar. Afrasyab ise Tonğa diye nam salmıştır. Kaşgarlı’ya göre tonğa–fil avlayan kaplandır. O nedenle “Şahname”ye göre Rüsteme bir tek Afrasyab karşı koyabiliyor. O İran ordusu için büyük tehlike oluşturmuş, baskınlar yaparak galip gelmiştir. Dolayısıyla, Firdevsi’nin şaheserinde Rüstemin Afrasyab hakkında ikrarı şöyledir:<br />
Rüstem dedi: Ey pehlivanlar,<br />
Siz bana kızmayınız.<br />
Kendinize dikatlı olunuz,<br />
Türk cesur ve galiptir.<br />
Demir dağlar nehir gibi akar,<br />
Afrasyab’ın adını duyduğunda [10:20].<br />
İslam dünyasının saygın tarihçilerinden olan İmam Ebû Ca‘fer Muhammed İbn Cerîr Taberî’nin “Tarihu’t- Taberî”de Afrasyab’ışöyle tanıştırılır:<br />
“Ferâsyâb ibn Feşenc ibni Rüstem ibni Türk – Türkler ona nispet edilir – ibn Şehrasb; bir rivayete göre de İrşesb ibn Toc ibni Ferîdun – ya da Lefşek Feşenc ibn Zâşmîn – altmış yıl boyunca Toc ve Selm’in öldürmeye çalıştığı Minûşehr ile savaştı ve onu Taberistan’da kuşattı” [11:389 – 390].<br />
Doğuda ve Batıda çok itibar ve şöhret sahibi, ansiklopedik alim Ebû Reyhan Birûnî’nin “Âsârü’l-Bâkiye” eserinde de Afrasyab hakkında detaylı bilgiler verilmiştir.<br />
“Afrasyab ibn Büşenc ibn İynet ibn Rişmen ibn Türk ibn Zabanasb ibn Erşasb ibn Тoc. İsmi Тoc – Türk, lakabı Afrasyab. Irak’ı feth etmiş. 12 sene devam etmiş” [8:131 – 132]. Bu bilgiden yola çıkarak “Tonğa” isminin arapça teleffüzde “Toc”a dönmüş olduğunu varsayabiliriz.<br />
Bilimin çok alanlarında Türk dilinde eserler ortaya koyarak Türkçenin önemini kanıtlayan Ali Şir Nevai’nin “Tarih-i Mülük-i Acem” kitabında yazdığı bilgiler de yukarıdakilere uymaktadır. “Afrasyab. Onu bazılar demişler kim, Püşeng binni Тür binni Feridün oğludur. Nitekim, Nevder’i öldürdü, İran mülkünü o kadar yıktı ki, az yerde mamurluk kaldı&#8230; Afrasyab’ın padişahlığı on iki yıl idi” [15:610].<br />
20.yuzyılın başında 6 dilde sözlük ortaya koymuş cedid, ansiklopedik alim İshakhan Töre İbret “Tarih-i Fergana” kitabında: “Buku Han, Afrasyab’ın moğulca ismidir. Afrasyab lakabı “Ferren Asya” sözünden gelmektedir”, diye bilgi vermiştir [25:35].<br />
Bu tarihi şahısın ismi muhtelif kaynaklarda değişik şekilleerle yazılmış olup, aslında, farklı milletlerin dillerinde ona verilen birer isim veya tanımlama olmuştur — Frangrasyan, Tonğa Alper (ya da Alper Tonğa), Buku Han, Duku Han, Tanay, Afrasyab, Ferasyab, Ferasyat. Ama tüm bu kaynaklarda aynı insan aynı olaylarla tanımlandığından isimlerin aynı kişiyi tarif ettiği açıkça anlaşılmaktadır. Sadece kendisi değil, ailesi, akrabaları ve devlet erkanının da isimleri kaynaklarda ayan beyan yazılmıştır. Tabiki, bu isimler farklı kaynakların diline, hitap edilen kitlelerin telaffuzu ve anlayış biçimine göre ayarlandığı için o şahısların gerçek ismi olmayabilir, fakat her ismin arkasında birer insan olduğunu kanıtlamaktadır.<br />
Babası – Peşeng (Büşenc, Feşenc, Feşek); amcası – Pîrân; kardeşleri – Gersivez, Sipehrem, Anderiman, Key Şeresf, Key Sevesf, Kidar, Hüman, Astehan, Cülbad, Siyamek, Behram, Ferehşad, Ferehlad, Zandaray, Anddırman, İsfahram ve Ahust; eşi – Gülşehir; oğulları – Barsğan, Barman, Ercesp (Köhram, Tarhan), Şehir, Şehrah, Andirman, Harzasf, Şeyden; kızları – Kaz (Ferengiz, Visferrid), Menice, Adinecan; damatları – Siyavuş, Bicen, Tecav; komutanları – Hüman, Tüvürk, Güruy, Cah, Polat, Demur, Şide, Ruyin, Fersiverd, Kâsid, Pelaşan, Merdü, Erceng, Nestihan, Karahan.</p>
<p>Afrasyab’in Asya’daki Hakimiyeti<br />
Afrasyab İmparatorluğunun sınırları diğer ülkelerde olduğu gibi zaman zaman değişmiştir. Uzun yıllar süren savaşlarda genişleme ve çekilmeler olmuştur. Ancak Çin ve İran arasındaki geniş coğrafyada – bugünkü Orta Asya bölgesi ve onun kuzeyindeki uçsuz bucaksız bozkırlarda sabit kalmış. Firdevsi’ye göre Zabulistan ve Sind denizine (günümüzde Pakistan toprakları) kadar ulaşmış, Kafkasyanıng kuzeyi ve güneyini kapsamış. Kaşgarlı’ya göre, kuzeyde Rum (Avrupa) topraklarından Çine kadar uzamıştır. Belli dönemlerde İran ve Irak’ı da ele geçirdiğini bir çok tarihi kaynak açık secik yazmaktadır.<br />
Fakat Afrasyab’ın İranı fethetmesinden bahsedilirken, kadim İran deninldiğinde hemen akıllara gelen Ahameniş devleti ile ilgilendirmemek lazım. Kaldıki, tarihi kaynakların hiç birinde Afrasyab ile savaşlarda ünlü Ahameniş şahlarının ismi geçmez. Ahamenişlerden önce bugünkü İran’ın batısı ve Irak topraklarıda Med devleti hüküm sürmekteydi.<br />
Turan hükümdarının Asyadaki hakimiyeti tarihini Turanlı alim Ebû Reyhan Birûnî’nin tarafsız ve hissi davranışlardan bağımsız bilgileriyle başlamak en mantıklısıdır.<br />
“Afrasyab İranşehr’i elegeçirerek, Teberistan’da Minûçehr’i kuşatınca Minûçehr ona bir ricada bulundu. Afrasyab Minûçehr’in istirahamını olumlu yanıtladı ve İranşehirden bir ok atımı dördül alanı vermeyi kabul etti. Okun atıldığı yer ile düştüğü yer arasındaki mesafe bin fersahtı. Afrasyab ve Minûçehr, bu ok atımı mesafesinde anlaştılar. Sonuç olarak insanlar bunu bir bayram günü yaptılar. Bu kuşatma sırasında Minûçehr ve İranşehir halkı yoksulluk çekiyorlardı, buğdayı öğütemiyor ve ekmek pişiremiyorlardı çünkü buğday geç olgunlaşıyordu; sonunda buğdayı ve meyveleri aldılar, olgunlaşmamış olsalar da öğütüp yediler. Bundan dolayı bu gün buğday ve meyveleri pişirmek bir kural haline geldi. Takvimin bu gününde insanlar yemek kaplarını ve ocaklarını kırarlar, çünkü bu günde Afrasyab’dan kurtulmuşlar ve herkes işine gitme özgürlüğüne kavuşmuştur” [8:205].Böylece İran halkı Turan Kağanının marhemeti sayesinse özgürlüklerine kavuştuğu günü ulusal bayram olarak kutlamaya başladılar. Bu gelenek sonraki yüzyıllarda de devam etmiştir.<br />
Ali Şir Nevai’nin “Tarih-i Mülük-i Acem”i bu bilgileri doldurma niteliğindedir:<br />
“Girşasb’ın döneminde Afrasyab bir daha ordusuyla İrana gelerek, Girşasb ile savaş başlattı. Afrasyab ile savaşta Girşab öldü” [15:610].Afrasyab oradan azimle yola çıkarak, Irak-ı Acem’e doğru yöneldi”[15:612].<br />
“Tarihu’t- Taberî”de de Afrasyab’ın İran ve Irak’ı fethettiği konusunda yukarıdaki kaynaklarla aynı bılgiler paylaşılmış. Fakat Taberi farsların bu savaşlardaki figanine ve savaşın getirdiği yıkımlara da biraz odaklanmıştır.<br />
“Minûşehr’in vefatından sonra, Ferâsyâb’ın Babil’deki hakimiyeti on iki sene sürdü. Farslar bu günü Nevruz ve Mihrican’dan sonra üçüncü bayramları olarak kabul ettiler. Zira bugünde Ferâsyâbdan kurtuldular. Zev, Ferâsyâb’ın Hinyârs ve Babil’de yaptığı tahribatın ıslah edilmesini, yıkılan kalelerin inşa edilmesini, gömülen nehir yatakları ve kanalların yeniden açılmasını, gömülen su kaynaklarının tekrar akıtılmasını emrederek her şeyi eski haline döndürdü [11:469].<br />
Antik dönem Batı tarihçilerinin eserleri de bu konuda müslüman tarihçilerinden edindiğimiz bilgileri onaylar nitelikte, fakat batılı kaynaklarda farsların koyduğu Afrasyab ismi yok. Bu sefer aynı olaylar Asya bozkırlarının bin yıllık kahraman savaşçıları olan İskitler tarafından yapıldığı söylenmektedir.<br />
Bu dönem hakkında Tarihin Babası (Pater Historiae) Herodot daha da detaylı bilgi vermiştir: “İskitler, Kimmeryalıları Avrupa’dan sürdükten sonra onları takip ederken Med ülkesine gelmişler ve Asya’yı işgal etmişlerdi. Yüksüz bir adam için Maeetian gölünden Phasis nehrine ve Kolhis ülkesine otuz günlük bir yolculuktur; Kolhis’ten Medya’ya geçmek kolaydır: arada sadece bir ulus vardır, Saspirler; bunları geçmek Medya’da olmak demektir. Bununla birlikte İskitler bu yoldan girmediler; onlar saptılar ve sağlarında Kafkas dağları olan üst ve çok daha uzun yoldan geldiler. Medler orada İskitlerle karşılaştılar, İskitler onları savaşta yendiler ve yönetimlerini ellerinden alarak Asya’daki hakimiyetlerini kurdular. Oradan Mısır’a doğru yürüdüler: ve Filistin denilen Suriye bölgesine geldiklerinde, Mısır kralı Psammetikos onları karşıladı ve hediyeler ve dualarla daha fazla ilerlememeleri konusunda onları ikna etti. Böylece geri döndüler ve Suriye’deki Aşkelon şehrine doğru yola çıktılar. İskitler, yirmi sekiz yıl boyunca Asya’ya hükmettiler ve bütün topraklar, onların güçleri ve gururları yüzünden harap oldu; çünkü, her birinden kendisine yüklenen vergiyi almanın yanı sıra, bütün insanların mallarını alıp götürerek ülkeyi dolaşıyorlardı” [16:134 – 137].<br />
Antik Roma kronikçisi Pompei Trog da bu konuya değinmektedir. Çok ilginç olanı da İskit başbuğunun ismidir. “Asur kralı Ninusaçgözlülük ile&#8230; komşularına karşı ilk savaş açan oldu ve Libya sınırlarına kadar uzanan coğrafyadadirenme alışkanlığı olmayan toplumlar üzerinde hakimiyet sağladı. Gerçi, daha eski (farklı) dönemlerde Mısır kralı Vezosisve İskit kralı Tanayis hükmetmişti: Mısır kralı Pontusa kadar sefer düzenlemiş, İskit kralı ise zamanındaMısıra kadar ulaşmıştı. Ancak onlar komşuları ile savaşmaya kalkışmadanuzak ülkelerdeharp ederek, zaferleri ile yetinmişler, hakimiyetdeğil, halkı için şöhret arayışında bulunmuşlardır [17:3].Romalı tarihçinin Tanayis diye yazdığı isim Afrasyab’ın meşhur Tonğa ismiyle çok yakındır. İkisini birleştiren nokta aynı dönemde Ortdadoğuyu fethetmiş olmalarıdır.</p>
<p>İskitler kimlerdir?<br />
Onlar, zamanında Asya bozkırlarının mutlak hakimi idiler. Bazı dönemlerde Ortadoğu’ya da hükmetmişlerdir. Onlara,İran kaynakları “saka” (şaka), Asurlular “işkuz” ( ), Babil kronikleri “aşguz” ( ), Helenler “skuth” (Σκυθ), Romalılar“Scyth”demişlerdir. Bizim kullandığımız “İskit” sözcüğü ise latince kökenli “Scyth”in Türkçe transkripsiyonudur. O zaman, Türkler onlara ne isim vermişler? Onların Türklerle, Turan’la, Afrasyab’la bir ilişkileri varmıdır? Bu konudaki tarihi kaynaklar üzerinden yakından tanışıncasonuç çıkarımı yapmamız daha da uygun olacaktır.<br />
Antik tarihçiler bu konuda şu bilgileri vermektedir: “İskitler üç kere Asya’da hakimiyet kurmayı başarmışlar, onlar ya başkasının hakimiyetine girmemişler ya da yenilmez olarak kalmışlardır” [17:1]. “İskitlerin taptıkları tek tanrı güneştir; Ona atlar kurban ederler; Bunun sebebi, güneşin tanrıların en hızlısı olması ve bu yüzden ona canlıların en hızlısını sunduğunu düşünüyor olmalarıdır” [16:271].<br />
Tarihi kaynaklarda Afrasyab’ın hükmettiği, Türklerin ve İskitlerin yaşadığı bölgeler aynı coğrafyada yer almaktadır. Bilhassa, Ptolomius’un haritasında, Strabo’nun “Coğrafya” ve Bîrûnî’nin “Kanun-ı Mesudî”eserlerinde de bunu acıkça görebiliriz.<br />
Bilhassa, Strabo’nun çizdiği Türkistan coğrafyası şöyledir: “Soğd ülkesi&#8230; ve sonra kuzey tarafın tamamını kaplayan İskit göçebe kabileleri yer almaktadır. Ancak bunlardan daha doğuda bulunanlara Massaget ve Saka denilirken, geri kalanların hepsine İskitler genel adı verilir; fakat her bir halkın kendine özgü ayrı adı vardır” [18:25 – 261].<br />
Orta çağda da bu anlayış devam etmektedir. 7. yüzyılda Ermeni coğrafya bilimcisi tarafından yazılan kartografi eseri (Ašxarhac‘oyc‘) de bu argümeni desteklemektedir. “İskitiye (ՍԿԻԻթԻը), yani Aksapatarkalar – bu Türkler yerinin ta kendisi, Etil (Volga) nehrinden başlayarak yüksek İmaeus (Altay) Dağları’na kadar, oradan da Çin’e kadar uzanır. Imaeus Dağları tüm dağların en yüksek ve en geniş olanıdır. İskitiye’de kırk üç millet vardır: Soğdlar, Toharlar, Heptalitler ve barbar isimlere sahip daha birçokları. İskit ülkesi dağlara, çok sayıda büyük ve kudretli ırmağa, çorak ovalara, sıcak, susuz bölgelere ve ateş gibi bir ovaya sahiptir. Soğdlular, Türkistan ve Aryana toprakları arasında yaşayan zengin ve çalışkan tüccarlardır” [19:74].<br />
Genel olarak, 20. Yüzyıla kadar Avrupa kaynakları İskitler ve Türklere ayrı milletler olarak bakmaz. Özellikle, Bizans’tan Türklere 568 yılında elçi olarak gönderilen Zemarkos’ın seyahatları hakkında kayıt yürüten Menendr Türklerin diline İskitçe demektedir: “Bu kabilelerden, felaketi ve uğursuzluğu kovduğuna inanılan bazı kişiler Zemarkos’a geldiler. Onun Bizans’tan beraberinde getirdiği eşyalarını alarak güzelce istif ettiler. Sonra sandal ağacını yakıp İskit dilinde barbarca birtakım kelimeler mırıldanarak, çan çalıp, davul dövdüler” [20:119]. Kaldıki, aynı kaynakta “Bizanslıların Türkler dedikleri İskitler” ve benzeri ifadeler yer almaktadır.<br />
1553 yılında İtalya’nın Florensişehrinde Pietro Perondini isimli yazarınEmir Timur hakkında “Magni Tamerlanis Scytharum imperatoris” [21:54] (İskit İmparatoru Büyük Timur) adlı eseri yayımlandığı da bu tezi kanıtlamaktadır.<br />
9. yüzyıl Türk-İslam Rönesans’ı döneminde yaşayan ansiklopedik alimMuhammed ibni Musa El-Harezmi’nin coğrafyaya ait “Kitab sûret el-ard” eserinde: “İskûsiye (İskitiye) ülkesi bu Türkler yeridir. İskûsiye(helence –Σκυθία, latince – Scythia, arapça –اسقوثيا — İskitiye) ülkesi bu Dokuzoğuzlaryeridir, ortasının uzunlaması – 1480, genişlemesi – 590301” [7:105], diye bilgi verilmektedir.<br />
Yukarıdaki bilimsel tezleri toparlayarak, “aşguz”, “işguz”, “scuth”, “scyth”, aslen “oğuz” isminin farklı dillere ait telaffuzundan türeyen sözcükler olduğu kanatine varabiliriz. Sonuç: İskitler – Türklerdir, İskitler – Oğuzlardır. Zaten, bir çok Türk tarihçilerinin eserlerini incelediğimizde İran ve Irak’ı fethederek Mısıra kadar yürüyen tek Turan padişahı olarak sadece Oğuz Han’ın ismi geçmektedir. Buradan yola çıkarak Afrasyab (Alper Tonğa) ve Oğuz Han’ın aynı tarihi şahsiyet olduğu konusunu inceleme ihtiyacı doğacaktır.</p>
<p>Afrasyab’ın Mirası<br />
İmam Ebû Ca‘fer Muhammed İbn Cerîr TaberîAfrasyab’dan sonraki dönem hakkında şu bilgiyi vermektedir: “O sıralarda Beştasb, Türk Kralı Ferasyab’ın kardeşi Harzasef b. Key Sevasif ile bir sulh antlaşması yapmıştı. Ancak Zerdüşt, Beştasb’a Türk Kralı ile sulhu bozmasını istedi. Beştasb bu öneriyi kabul etti. Olay Harzasef’e bildirilince buna çok kızdı. Beştasb’a karşı savaş açmak üzere karar aldı. Bunun için Beştasb’a, kaba ve sert bir mektup yazdı. Mektupta ona, büyük suç işlediğini ve Zerdüşt’ün tavsiyesini kabul etmekle çirkin bir davranışta bulunduğunu ifade etti. Bu maksatla da Zerdüşt’ü kendisine göndermesini istedi, aksi takdirde kendisine savaş açacağını, onun ve aile fertlerinin kanını dökeceğini bildirdi. Beştasb, Türk Kralı’na çok sert bir cevabi mektup yazdı. Mektupta ona harp ilan ediyor ve kendisine: Sen vazgeçsen de ben vazgeçmeyeceğim, diyordu” [11:578].<br />
Bu eser Avesta ve onun etkisinde yazılan kaynaklarda neden Afrasyab’ın şahsiyetine bu kadar kara leke sürüldüğünün cevabını vermenin ötesinde daha önemli birkonuyu —milattan önce 7. – 8. Yüzyıllarda yaşadığı bilinen ateşperestlik dininin önderi Zerdüşt’inAfrasyab’dan sonra ortaya çıktığını açıklamaktadır. Ayrıca,İbn Cerîr Taberîve Ali Şir Nevai yukarıdaki olaylardan daha sonraki dönemlerde tahta çıkan İran ŞahıLuhrasb’ınünlü Babil kralı Buhtunnasr ilezamandaş olduğu konusunda hemfikirdirler. Buhtunnasr’ın milattan önce 587 – 539 yıllarında yaşadığı bir çok tarihi kaynakta kaydedilmiştir. Bu ayrıntılar en kadim Turan devletinin ünlü (ilk değil)hükümdarı Afrasyab’ın milattan önce8. Yüzyılda veya daha evvel yaşamış olması, Türk devleti idaresininen az üç bin yillık geçmişi olduğukanaatine varmamızayol açmaktadır.</p>
<p>1.İdari Sistem<br />
Turan bölgesinde hakimiyet kuran ekser hanedanlıklar kendileriniAfrasyab’la bağlayarak iktidarının meşruiyetini ve kadimiyetinikanıtlamaya özen göstermişlerdir. Özellikle, Han ve Kağan (Hakan) ünvanları doğrudan Afrasyab ile ilgilidir.<br />
Bir daha Kaşgarlı’ya döneceğiz: “Han (Xan)– Türklerin en büyük başbuğu. Afrasyab oğullarına da “Han” denir; Afrasyab “Hakan”dır”. [4:157]. “Tokuz tuğlu Han veya Hakan – Her ne kadar vilâyeti çok, payesi yüksek olursa olsun tuğ dokuzdan artık olmaz. Çünkü dokuz sayısıyla uğurlanırlar” [4:127].<br />
Üstelik, prensler ve prenseslerin Türkçe ifadeleri ayrıca önem arzetmektedir.“Katun – Afrasyab kızlarından olanların adıdır” [3:410]. Katun veya Hatun kavramı Türk hükümdarının hanımı olarak sonraki dönemlerde de çok yerde karşımıza çıkar. Özellikle, 7. Yüzyıla aitKül Tigin bengütaşında Katun Kağanın eşi olarak padişahla yan yana kullanılır, dolayısıyla Batı literetüründeki “Kraliçe” veya “İmpatatoriçe” kavramlarıyla aynı anlam taşımaktadır. Türk devlet geleneğinde “Türkan Hatun” da çok raslanan kavramlardan biridir.<br />
Tigin – aslında “köle” demektir. Sonra, bu kelime Hakanlı ailesinin çocuklarına ad olmuştur. Bu adın kölelerden Afrasyab’ın oğullarına geçmesine gelince, onlar babalarını çok sayarlar, büyük tutarlar; ne vakit babalarına karşı söz söyleyecek olurlarsa, yahut bir şey yazmak isterlerse, kendilerini küçük göstermek, babalarını büyükletmek için “kul şöyle yaptı, kul böyle işledi” derler; giderek bu kelime onlara ad olarak kaldı. Kölelerin adı bunlardan ayrılmak için bu kelimenin yanına bir şey eklenir [3:413].<br />
Tarım– Tekinlere ve Afrasyab soyundan olan Hatunlara ve bunların büyük, küçük çocuklarına karşı söylenen bir kelimedir;ne kadar büyük olursa olsun Hakanlı Hanların oğullarından başkasına böyle söylenmez. Altın tarım: Büyük kadınların lakabıdır [3:396]. Dolayısıyla,Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig”inde “altın” sözcüğüefendi, hazret anlamında da kullanılır. Örneğin, “Padişah Hazretleri”ne “Elig Altını”, der.<br />
Terken – vilayet üzerine vali olan kimseyeHakanlıların aytasıdır;“kendisine itaat edilen” demektir. Hanlık makamında oturmayanlara bu söz söylenmez [3:441].<br />
2. Devletler<br />
Afrasyab’dan bir kaç yüzyıl sonra Türkistan’ın güney bölgeleri önce Ahamenişlerin, sonra İskender’in istilasına uğrayarak, belli bir oranda ateşperestlik ve Helenizm’in etkisine maruz kadıysa da, kuzeydeki yönetimler Turan ilkesini canlı tutmayı başardılar. İskitler ve Hunlar kendileri hakkında yazılı bilgler bırakmamış olsalar daonların doğrudan varisleri olan Hazar ve Avar kağanlıklarının padişahlarıAfrasyab’ın torunları gibi Han ve Kağan ünvanlarına sahip idiler. Bilhassa Sarı Deniz’den, Karadeniz’e kadaruzanan Türk KağanlığıTuran devlet ilkelerini Avrasya genelinde yeniden hakim kılmıştır.<br />
9. – 10. Yüzyıllara doğru Türkistan coğrafyasında İslam dini ile yeniden başlayan RönesansAfrasyab mirasının temelinde Turan devleti ilkelerini ortaya koyan Kaşgarlı Mahmud, Yusuf Has Hacib gibi büyük şahsiyetleri doğurdu. Onlar Hakaniye edebi dilinde Turan halklarının bilimsel ve kültürel mirasının, siyasi idaresinin felsefialtyapısını oluşturan eserler yazdılar. Bu ideolojinin hamileri Afrasyab’ın torunları olanKarahanlı Hakanlarından başkası değildi. Büyük tarihçi İbnü’l Esir bu konuda çok kıymetli bilgiler vermiştir: “Türkistan şehirleri şunlardır:Kâşgar, Balasagun, Hoten ve Tarâz ile Maveraünnehr bölgesi civarında Karahanlı Türkleri hükümdarlarının elinde bulunan diğer bazı şehirler. Karahanlılar Türk asıllı Efrasyab’ın neslinden olup Müslüman idiler” [11:81].<br />
Gaznelidevletinin kurucularının adı da Afrasyab’ın soyundan gelenlergibiAlp Tiginve Sabuk Tiginolmuş. Meşhur Türk tarihçi Ebulgazi Bahadır Han’ın “Şecere-i Terakime”sindeSelçuklusultanlarının seceresi otuz beşkuşak sonradanAfrasyab’a bağlandığı kaydedilmiştir [24:23]. Aynı dönemdeDoğu Asya’da kurulanKara HıtayTürk devletinin tahtına da evvelbaştaAfrasyab’ın neslinden olanİlk isimli fakir bir kişinin çıkarıldığı hem Mirza Uluğbey’in “Dört Ulus Tarihi” [14:115]hem deEbulgazi Bahadır Han’ın“Şecere-i Türk” eserlerinde [23:37]kayıtlıdır. Harzemşahlardevletinin kurucusunun ismi de Afrasyab’ınsoyundan gelenlergibiAnuş Tigin idi.<br />
1370 yılında Sahipkıran Emir Timur bölünmüş Türk boylarını tek bayrak altında toplayarakTuran adlı dünyanın en kudretli imparatorluğunu kurmuştur. Devletin sınırları da Afrasyab’ın hakimiyetinin yayıldığı bölgeleri tekrar etmekteydi. Ona Avrupa’da“İskit İmparatoru Büyük Timur”, dediler. Emir Timur’un kudreti sadece ordusunda değil asıl bilimsel alanda kendini daha somut ifade etmekteydi. Büyük başbuğ dünyanın her yerindenSadeddin Teftezani, Muhammed ibni Cezeri, Seyyid Şerif Cürcani, Nizameddin Şami gibi bilim ve sanat dehalarınıdavet ederek Turan İmparatorluğunu güçlendirdi. Büyük devletin güçlü eğitim sistemi matematik, astronomi, tarih, edebiyat, tasavvuf, fıkıh, kelam, ressamlık, hattatlık, mimarlık gibi tüm bilim ve sanat dallarında alanlarındaKadızade-i Rumi, Mirza Uluğbey, Ali Kuşçu, ŞerafeddinAli Yezdi, Hoca Ahrar-ı Veli, Abdurrahman Cami, Ali Şir Nevai, Usta Ali Nesefi, Kemaleddin Bihzad, Mirak Nakkaş, Zahireddin Muhammed Babür gibi dünya bilimi ve sanatına yön veren yüzlerce büyük şahsiyetler yetiştirmiştir. Emir Timur’un torunları ise Hindistan’da Babürlü İmparatorluğu adıyla 1858yılına kadar dünyanın en güçlü imparatorluklarından biri olarak ayakta kalmayı başardılar.<br />
En eski dönemlerden buyana Türk erkeklerinin iki ismi– birincisi doğduğunda aldığı ismi, ikincisi de ergenlik çağına gelince aldığı erlik ismiolmuştur. Büyük Timur’un devletinin küllerinden doğmasını sağlayıp Güney Asya’da üç buçuk asır devam ettiren Timurlu padişahın doğduğunda aldığı ismi Zahireddin Muhammed olmuşsa da erlik ismi olan Babür ile Babürşah olarak insanlık tarihinde şöhret bulmuştur. Kaşgarlı Mahmud “Divanü Lûgat-it-Türk”ün orijinel metninde Türkçe“Tonğa”sözcüğünü Arapçaya“el-bebrü”, yani Bebür veya Babürdiye çevirmiştir [5:272]. Bu demek oluyor ki, ta o dönemlerde bile Turan kaplanı olan bebür Türkler için bir semboldu.<br />
Timurlulardan sonraki dönemde Türkistan’da iktidara gelen Özbek Hanlıkları da ilkbaşta Afrasyab’ın kurduğu Hanlık sistemi üzerinden davam ettiler. 18. Yüzyılda yaşayan Türkistanlı tarihçiMuhammed Yusuf Münşi’nin“Tarih-i Mukum Hani”eserindeo dönemdeki hanlığın adını Turan diye yazmaktadır. 1711 yılında Osmanlı sultanı 3. Ahmed’e mektup gönderen Kazak Hanı Tauke Han kendini Afrasyab’ın tahtında oturan padişah olarak tanıştırmıştır.<br />
3. Şehirler<br />
Yukarıda saydığımız devletlerin Afrasyab’la en önemli ilişkilerinden biri de kuşkusuz Afrasyab’ın şehirleriüzerinde hakimiyet sağladıkları olmuştur. Tarihi kaynaklar Turan coğrafyasındaki pek çok şehrin en başta Afrasyab tarafından inşa edildiğini yazmaktadır.<br />
“Kaşgar için “Ordu Kend” derler, “Hanın oturduğu şehir” demektir; çünkü Afrasyab – havasının iyiliğinden dolayı – burada otururdu” [3:343].Dolayısıyla Kaşgar Büyük Türk Kağanlığı, Karahanlılar devleti ve sonraki dönemlerde de Türk uygarlığının beşiği olmuştur.<br />
“Kaz – Afrasyab’ın kızının adı. Kazvinşehrini bu kurmuştur. Aslı “Kaz oynı”dır. Çünkü Afrasyab’ın kızı orada oturur, orada oynarmış. Türklerden bir takımları Türk ülkesi sınırını Kazvin’den sayarlar. Kumşehri de sınır sayılır. Çünkü kum kelimesi Türkçedir. Afrasyab’ın kızı burada avlanırmış. Bir takımları da Türk sınırının “Merv-eş-şahican”dan başladığını söylerler.Çünkü Kaz’ın babası olan Tonğa AlperAfrasyab demektir.Merv şehrini yapan zattır. Afrasyab burayı, Tahmures tarafından şehrin içkalesi yapıldıktan üçyüz sene sonra kurmuştur.<br />
Bir takımları da bütün “Mavera en nehr”in her tarafını Türk ülkesi saymışlardır. Bu“Yenkend”den başlar. Yenkend’in bir adı da “Dizruyin”dir, – sarılığı dolayısiyle –“Bakır Kale” demektir. Burası Buhara’ya yakındır” [4:149].Ruyin bazı kaynaklarda bakır, başkalarındabronzanlamında kullanılmış. “Tiz” ya da “diz”ise, Kaşgarlı Mahmud tarafındanayrıca yorumlanmıştır.“Tiz”– yüksek yer. Farslılar buradan alarakkaleye “diz” demişlerdir” [4:123].Kaldı ki, “tiz” Türkçeden anlam kaymasıyla Farsçaya geçen (yüksek yer – şehir) kelimedir. “Şahname”de Afrasyab’ınRuyindij (Ruyindiz–Dizruyin) şehri hakkındaayrı bir hikaye vardır.Çevresinden akarsu geçen, padişahın, avlanmak için gemiyle şehirdışına çıktığı, duvarları gökyüzüne uzanan, içinde yayla, tarla, değirmen gibi tüm yaşam koşullarının buluduğu, yüz sene içeride yaşansa da dışarıya ihtiyaç duyulmayan, binlerce asker yüzyıl kuşatarak ok yağdırsa da almaya gücü yetmeyen, demir halka içindeki bir şehir olarak tanımlanmaktadır bu şehir [10:250]. Ayrıca, Merv, Selçuklu sultanlarının, Yenkend de Oğuz yabgularınınbaşkenti olmuş, Kazvin ve Kum şehirleri iseSefevi Türklerinin önemli ekonomik ve siyasi merkezleri olmuştur.<br />
“Kaz suwı – “Ila = Ilı” deresine akan büyük bir çay. Bu adın verilmesinin sebebi, Afrasyab’ın kızının bunun kenarında bir kale yaptırmasıdır; bu ad oradan kalmıştır [4:151]. Barsgan – Afrasyab’ın oğlunun adıdır. Barsgan şehrini bu yapmıştır” [4:417].<br />
“Râmtîn. Büyük bir kalesi vardır. Muhkem bir köydür. Buhârâ şehrinden daha eskidir. Bu köyü Afrasyab kurmuştuAfrasyab ne zaman bu vilayete gelmiş ise, bu köyden başka bir yerde kalmamıştı. Afrasyab’ın mezarı, Buhârâ şehrinin kapısının içinde bulunan Ma’bed Kapısı’nın yanındaki Hâce İmâm Ebû Hafs-i Kebir(rahimehullâh) tepesinin yanındaki büyük tepenin üzerindedir” [1:26 – 27].Ayrıca, Buhara’nın yakınında bulunanVarahşa antik şehrinin duvarlarında daKaşgarlı’nın tanımladığı gibifile saldıran kaplantasvir edilmiştir. Bu da Buhara’daAlper Tonğa’nın mirasının canlı kaldığını kanıtlamaktadır. O yüzden Buharayi Şerif Afrasyab’ın mezarı ve mirasına sahip olan, Türklüğün şerefli şehirlerindendir.<br />
“Fergane şehri kadim ve halkı nadidebir beldedir ki, evvelinde Afrasyab kurmuştur” [25:2]. “MarginanAfrasyab’dan kalan eski bir şehir” [25:4]. “Yaşlıların sözüdür ki,Andicanaslen Adinecan’dır. Adinecan Afrasyab’ın kızıdır ki, onun için kale ve bahçe inşa etmiştir” [25:35].<br />
Babürşah’ın “Babürname”sinde“Rub’i müskünde (dünyanın dört bir ucunda)Semerkantkadar zarif bir şehir az bulunur”, diye yazmaktadır. Bazı Ortaçağ yazarları Semerkant’ı İskenderin inşa ettiğini yazmışlarsa da, İskender’in Orta Asya topraklarına seferlerini kaydeden tüm antik kaynaklar İskender geldiğinde Semerkant (Marakand) şehri Transoksiana’nın (Maveraünnehr’in Helence ifadesi)en büyük şehri olarak var olduğundahemfikirdirler.<br />
Türkistan davasının 20. Yüzyıldaki önemli isimlerinden olan, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetinin kurucu başkanı Ali Han Töre Saguni “Türkistan Kaygısı” eserinde bu konudaki analizinin sonucunu şöyle beyan etmektedir: “Ancak şehir kenarındaki geniş hüyüğün adı “Afrasyab” olması ve bunun yakınlarunda milattan evvelki kadim dönemlere aiteşyaların bulunduğuTürk Kağanı Afrasyab’ın başkenti olduğunukanıtlar. Kaldı ki, Semerkant şehrininİskender Makedonî tarafından kurulduğu hususunda yazılan bazı sözler mesnetsizdir” [26:23].<br />
Ekser tarihi kaynaklar Semerkant’ın bir Türk şehri olduğunu vurgulamaktadır. Bilhassa, “Divanü Lûgat-it-Türk” ve “Babürname” gibi birçok sağlam kaynak şehrin adını “Semiz kent – büyük, zengin şehir” diye tarif etmektedirler.Ebû Reyhan Birûnî ise “Kanun-ı Mesûdî”de“Semerkant –TürkçedeSemer kend, yaniGüneş şehri” [9:576], diye tanımlamıştır. Bu bilimsel tezi, antik kaynaklarda yazılmış olan İskitlerin (Oğuz) güneşi semavi güç olarak gördüğü bilgisiyle birleştirdiğimizdeSemerkant Turan’ın en kadim mirasına sahip olan şehirlerinden biri olarak karşımıza çıkar.<br />
15. yüzyılın ilk senelerinde Emir Timur’un sarayına resmi ziyarette bulunanKastilye elçisiRuy Gonzales de Clavijobüyük başbuğun doğduğu Keş şehrini anlatırken, çok ilginç bir detayı yazmaktadır: “Kapının üzerindeki duvarın orta kısmındaışık saçan güneşin altında aslanın tasvir edildiği bir kare bulunmakta. Kapının köşelerinde de aynı resimler tasvir edilmiştir. Bu sembolSemerkant padişahının resmiarmasısayılır.İşbu sarayın Timur’un emriyle yapılmaya başladığı söylendiyse de, sarayın inşası, Semerkant’ın önceki padişahı tarafından başlatılmış olması ihtimaldir. Nitekim, yukarıda gördüğümüz güneş ve aslanın tasvirievvelkiSemerkant padişahının armasıdır” [22:124]. Fakat ClavijoevvelkiSemerkant padişahının ne kadar önceki olduğunu açıklamamaktadır. Semerkant’ın tarihi araştırıldığında Alper Tonğa’ya kadar böyle bir simge karşımıza çıkmaz.<br />
Daha da önemlisi, aynı karenin,17. Yüzyılda Özbek Hanlığının Semerkant Beyi Yusuf Yalantöş (Yalın döş) Bey tarafından şehrin kalbinin attığıRegistan Meydanında inşa edilenihtişamlı medresenin taçkapısındabir daha tekrar edilmiş olmasıdır. Karede tasvir edilen canavar, Ortaçağda herne kadar aslan olarak yorumladıysa da, hayvanın dış görünüşü, rengi, vücudundaki siyah beyaz çizgileri, boynunun altından karnına kadar beyaz renkle bürünmüş olması ve boynunun üst kısmındaki yelesi bileonun, bilimde Turan kaplanı olarak tanımlanancanavar ile aynı olduğunu ortaya koymaktadır. Türklerin “tonğa” dediği bu nadide canlının adıAfrasyab’dan buyana Turan bahadırlarının şerefli ünvanıolmuştur. Tüm bu ayrıntıları toparlayacak olursak,Oğuzların (İskitlerin) semavi güç olarak tanıdığı güneşi ve Alper Tonğa’nın simgesinibirleştiren bu kare en kadim dönemlerden buyana Turan’ın devletinin tuğrası olarak bin yıllariçinde farklı dinler ve medeniyetlerin etkisine direnerek, muhtalifsiyasi sistemlerin baskılarını hiçe sayarakdimdik ayakta durmaktadır.</p>
<p>Sonuç<br />
Afrasyab Türk devletinin kurucusu olan tarihi kahraman olup, onun hayatı, hakimiyeti, şahsiyeti, ailesi, akrabaları ve devlet erkanı hakkındaen kadim dönemlerden 20. Yüzyıla kadar pek çok tarihi, bilimsel, dini ve edebi eserlerdedetaylı bilgiler verilmiş olmasına rağmen, Türk devletlerinin hiç birinde Turan’ın siyasi tarihinin Afrasyab’dan başlanması konusunda yeteri kadar bilimsel araştırma yapılmamıştır.<br />
Afrasyab’ın kurduğu büyük impatatorluk Orta Asya, Kafkasya ve Doğu Anadolu’yu kapsamıştır. Ortadoğudaki hakimiyeti muhtalif kaynaklarda on iki yıldan yirmi sekiz yıla kadar devam ettiği yazılmıştır.<br />
Tarihçiler tarafından Kaşgar, Balasagun, Andican, Semerkant, Buhara, Merv, Kazvin gibi Türkistan coğrafyasındaki en kadim şehirlerin, ilk başta Afrasyabtarafından inşa edildiği kaydedilmiştir.<br />
Tarihi kaynaklarda Afrasyab’ın hakimiyetine giren, Türklerin ve İskitlerinyaşadığı bölgeler aynı coğrafyayı kapsamaktadır. Doğulu ve Batılı tarih ve coğrafya bilimcilerinin bilimsel eserlerindeİskitlerin Türkler (Dokuzoğuzlar) olduğu ispat edilmiştir. Bu kaynaklar üzerinden İskit ve Oğuz adlarının aynı sözden türediği kanaatınavarılabilir. Dolayısıyla, Afrasyab ve Oğuz Han’ın aynı insan olduğu konusunda araştırmalar yapılması icap etmektedir.<br />
19. yüzyıla kadar Türkistan’daki egemen devletlerin tamamıkendilerini Afrasyab’ın varisi olan Turan devleti olarak tanımlamışlardır.<br />
Semerkant şehrinin Registan küllüyesinde bulunan Şîrdâr medresesinin taçkapısındaki Turan kaplanı ve insan yüzünü yansıtan güneş tasviriAfrasyab hakimiyetinin tuğrası (arması) olduğu ortaya çıkmaktadır.<br />
Afrasyab’ın Turan devletinin kurucusu olduğu konusunda kadim Fars, Arap, Yunan ve Roma kaynaklarında ayrıntılı bigiler verilmiştir. Bu mevzuda kapsamlı bilimselaraştırmalar yapılması, edebiyat kitapları yazılması, sanatsal ve belgeselfilmler yapılmasıkardeş Türk halklarının ortak tarihinin daha da aydınlanmasına hizmet edecektir.</p>
<p>Kaynakça<br />
1. Avesta, San Petersburg, Nauka, 2005.<br />
2. The Zend-Avesta, Part II, translated by James Darmesteter, Oxford, at the Clarindon Press, 1883.<br />
3. Divanü Lûgat-it-Türk tercümesi I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1985.<br />
4. Divanü Lûgat-it-Türk tercümesi III, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1985.<br />
5. حمود بن الحسين بن محمد الكاشغري، كتاب ديوان لغات الترك، دار الجلافة العلية — مطبعهٔ عامره ١٣٣٥، ٠٢٧٢(Mahmud ibn-ül-Hüseyin ibn Muhammed El-Kaşgarî, Kitab-ı Divanü Lûgat-it-Türk, İstanbul, Dâr-ül-Hülafât-ül-Âliye, h. 1335)<br />
6. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, Kabalcı Yayınevi, lstanbul, 2005.<br />
7. Kitāb sūrat al-ard min al-mudun wa-al-jibāl wa-al-bihar wa-al-jazāʼir wa-al-anhār istakhrajahu Abū Jaʻfar Muhammad ibn Mūsá al-Khuwārizmī min kitāb jughrāfiyā alladhī allafahu bi-Tulumiyūs al-Qulūdhī. New York: Columbia University Libraries, 1962.<br />
8. The Chronology of Ancient Nations (Athar-ul-Bakiya) of Al Biruni, London W.H. Allen &amp;Co, 1879.<br />
9. كتاب القانون المسعودي (الجزء الثماني) ابي ريحان محمد بن احمد البيروني داءرة المعارف العثمانية هيدراباد الدكن الهند، سنة، ١٣٧٤ ھ/ ١٩٥٥ م، ٥٧٦. (Abū Rayḥān Muḥammad b.Aḥmad Al-Bīrūnī, Al-Qānūnu’l-Mas‘ūdī (Canon Masudicus) Vol.II, The Dāiratu’l-Ma‘ārif-il-Oṣmānia, Hyderabad-Dn., India, 1955 A.D., 1374 A.H).<br />
10. АбулқосимФирдавсӣ, Шоҳнома, Ҷилди II, Душанбе, Адиб, 2007 20-б. (Abülkasım Firdevsi, Şahname, II. Cilt, Düşanbe, Adib).<br />
11. İbn Cerîr Taberî “Tarihu’t- Taberî, I. Cilt, Ankara Okulu, Ankara, 2018.<br />
12. İbnü’l Esir, İslam Tarihi, 11.Cilt, İstanbul, Bahar Yayınları, 1991.<br />
13. Ebü Bekr Muhammed b. Ca‘fer en-Narşahi, Tarih-i Buhara, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2013.<br />
14. Mirzo Ulug‘bek, To‘rt ulus tarixi (Mirza Uluğbey, Dört Ulus Tarihi), Toshkent, Cho‘lpon, 1994.<br />
15. Alisher Navoiy, Toʻla asarlar toʻplami, VIII, Tarixi muluki Ajam (Ali Şir Nevai, Tarih-i Mülükü Ecem), Toshkent, Gʻ. Gʻulom NNMIU, 2011.<br />
16. Herodotus, with an English translation by A.D. Godley, Harvard University Press, 1975.<br />
17. Iunianus Iustinus M, Epitoma Historiarum Philippicarum Pompei Trogi, Stutgart, 1985.<br />
18. The Geography of Strabo V, London, William Heineman Ltd., 1928.<br />
19. The Geography of Ananias of Širak (AŠXARHAC‘OYC‘), Dr. Ludwig Reichert Verlag Wiesbaden, 1992.<br />
20. The History of Menander The Guardsman, Published by Francis Cairns (Publications) Ltd, 1985.<br />
21. Perondini, Pietro (XVI в.). Magni Tamerlanis Scytharum imperatoris vita a Petro Perondino&#8230; conscripta. — Florentiae [Firenze] : s. t., 1553, 54 pp.<br />
22. Narrative of the Embassy of Ruy Gonzalez de Clavijo to the Court of Timour at Samarcand, London, The Hakluyt Society, MDCCCLIX, p-124.<br />
23. Abulg‘oziy Bahodirxon, “Shajarai turk” (Ebulgazi Bahadır Han, “Şecere-i Türk”), Toshkent, Cho‘lpon, 1992.<br />
24. Abulg‘oziy Bahodirxon, “Shajarai tarokima” (Ebulgazi Bahadır Han, “Şecere-i Terakime”), Toshkent, Cho‘lpon, 1995.<br />
25. Ishoqxon Toʻra Ibrat, Tarixi Fargʻona (İshak Han Töre İbret, Tarih-i Fergana), Toshkent, Maʼnaviyat, 2005.<br />
26. Alıxon To‘ra Sog‘uniy, Turkiston qayg‘usi (Alihan Töre Sağunî “Türkistan kaygısı”), Toshkent, Sharq NMIU, 2021.<br />
27. Umnâkov, İstoriya Fahriddina Mubarakşaha, s. 10.<br />
28. Gumilev, L.N, Eski Türkler, İstanbul: Selenge Yayınları, 2007.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozbekistangazetesi.com/anvar-yusupov-turkistanda-afrasyabin-mirasi-h66151.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANVAR YUSUPOV TURKISTONDA AFROSIYOB MEROSI</title>
		<link>https://ozbekistangazetesi.com/anvar-yusupov-turkistonda-afrosiyob-merosi-h66148.html</link>
					<comments>https://ozbekistangazetesi.com/anvar-yusupov-turkistonda-afrosiyob-merosi-h66148.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2025 17:33:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ASAYİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[AFROSIYOB]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Toʻngʻa]]></category>
		<category><![CDATA[Annotatsiya]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar YUSUPOV]]></category>
		<category><![CDATA[ANVAR YUSUPOV TURKISTONDA AFROSIYOB MEROSI]]></category>
		<category><![CDATA[English]]></category>
		<category><![CDATA[Maqolada]]></category>
		<category><![CDATA[MEROSI]]></category>
		<category><![CDATA[Oʻgʻuzlar]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Russian]]></category>
		<category><![CDATA[Skiflar]]></category>
		<category><![CDATA[Turkish]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISTONDA]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISTONDA AFROSIYOB MEROSI]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[turklar]]></category>
		<category><![CDATA[TURON]]></category>
		<category><![CDATA[Uzbek]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUPOV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ozbekistangazetesi.com/?p=66148</guid>

					<description><![CDATA[TURKISTONDA AFROSIYOB MEROSI Anvar YUSUPOV Annotatsiya Maqolada Turon saltanatining asoschisi Afrosiyobning tarixiy shaxs sifatidagi davlat boshqaruvi faoliyati ilmiy manbalar asosida tadqiq etilgan. Tarixiy manbalarning oʻzbek, turk, rus va ingliz tillaridagi tarjimalari original (yunon, lotin, arab, fors) tillaridagi matnlari bilan qiyosiy tahlili asosida xulosa qilingan. Tadqiqotda sifat tahlili usuli hamda tarixiy hujjatlar bilan ishlash metodikasidan foydalanildi. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TURKISTONDA AFROSIYOB MEROSI</p>
<p>Anvar YUSUPOV</p>
<p>Annotatsiya</p>
<p>Maqolada Turon saltanatining asoschisi Afrosiyobning tarixiy shaxs sifatidagi davlat boshqaruvi faoliyati ilmiy manbalar asosida tadqiq etilgan. Tarixiy manbalarning oʻzbek, turk, rus va ingliz tillaridagi tarjimalari original (yunon, lotin, arab, fors) tillaridagi matnlari bilan qiyosiy tahlili asosida xulosa qilingan. Tadqiqotda sifat tahlili usuli hamda tarixiy hujjatlar bilan ishlash metodikasidan foydalanildi.</p>
<p>Kalit soʻzlar: Afrosiyob, Alp Er Toʻngʻa, Turon, Turklar, Oʻgʻuzlar, Skiflar&#8230;</p>
<p>Abstract</p>
<p>The article examines the governance activities of Afrasiyab, the founder of Turan Empire, as a historical figure based on scientific sources. Conclusions are drawn through comparative analysis of historical sources translated into Uzbek, Turkish, Russian, and English, along with their original texts (in Greek, Arabic, and Persian). The document scanning technique, a qualitative research method, was used in the study.<br />
Keywords: Afrasiyab, Alp Er Tunga, Turan, Turks, Oghuzs, Scythians…<br />
Annotatsiya<br />
В стате исследуется деятелность Афрасиаба, основателя государства Туран, как исторической личности, на основе научных источников. Выводы сделаны путем сравнителного анализа исторических источников, переведенных на узбекский, турецкий, русский и английский языки, а также их оригиналных текстов (на греческом, латинском, арабском и персидском языках). В исследовании исползованы методы качественного анализа и работы с историческими документами.</p>
<p>Ключевые слова: Афрасиаб, Алп Эр Тунга, Туран, Тюрки, Огузы, Скифы&#8230;</p>
<p>Kirish<br />
Afrosiyobning merosini Samarqand shahridagi Registondan boshlamoqchimiz. Chunki bu mahobatli majmua nafaqat shaharning balki butun Turon zaminining shonli tarixini oʻzida aks ettirgan. Maydonning chap tomonida Mirzo Ulugʻbek madrasasi oʻz davrida jahon ilm-fanining eng yuqori choʻqqisiga chiqqan, buyuk Amir Temurning Turon deb nomlangan saltanati poytaxtida, eng katta va eng shonli ilm dargohi sifatida bunyod etilgan. Oʻz davring eng yetuk va eng mashhur olimlari dunyoning turli tomonlaridan kelgan talabalarga dars berish barobarida, yer va samoga oid ilmiy kashfiyotlar bilan mashgʻul boʻlganlar. Roʻparadagi bino esa, Tillakori jome masjidi – Turon-Islom meʼmorchiligi sifatida muqaddas Qurʼon oyatlari va hadislar, qadim Sharq hikmatlari xattotlikning eng goʻzal namunalarida turkuaz qoshinlarga hamda oltinga naqsh etilgan. Ushbu maqolamizning tahliliga majmuadagi uchinchi bino – Sherdor madrasasining peshtoqi orqali kiramiz.<br />
Bino peshtoqidagi tasvir klassik Islom meʼmorchiligi asarlari uchun noyob holat. Yirtqich hayvon tasviri ustida inson yuzini aks ettirgan quyosh surati. Bino esa, XVII asrda – davlat boshqaruvida ham, jamiyat mentalitetida ham Islom ahkomlari ustun mavqega ega boʻlgan davrda bunyod etilgan. Bundan tashqari, aynan ushbu tasvir Shahrisabzda Amir Temur tomonidan qurdirilgan Oqsaroyning hozirda buzilib ketgan qismida mavjud boʻlgani tarixiy manbalarda qayd etilgan. Tasvirdagi hayvon har qancha sher sifatida talqin qilingan boʻlsada, tashqi koʻrinishi va rangi ham, tanasidagi yoʻl-yoʻl chiziqlari ham uning yoʻlbars (toʻngʻa) ekanini koʻrsatadi. Samarqandning eng qadimiy qismi bugungi kungacha Afrosiyob deb nomlanganini inobatga olsak, yoʻlbars (toʻngʻa) va quyosh tasviri Turon tamaddunining asoschisi Alp Er Toʻngʻaga (Afrosiyob) borib taqaladi.</p>
<p>Afrosiyob (Alp Er Toʻngʻa) kim?</p>
<p>Avvalambor, turli manbalarda turli ismlar bilan atalgan bu zot afsonaviy emas tarixiy shaxsdir. Zardushtiylarning muqaddas kitobi “Avesto” hamda Abulqosim Firdavsiyning “Shohnoma” dostoni kabi forsiyzabon asarlarda mashhur boʻlgan boʻlsada, “Tarix otasi” Gerodot va Rim solnomachisi Pompey Trogdan Imom Abu Jaʼfar Muhammad ibn Jarir Tabariy va Faxriddin Muborakshoh Marvarudiy kabi arab tarixchilarigacha, Beruniydan Mirzo Ulugʻbekka, Mahmud Koshgʻariydan Alisher Navoiyga, Abulgʻoziy Bahodirxondan jadid tarixchilariga qadar olimlar oʻzlarining ilmiy asarlarida tarixiy shaxs sifatida eʼtirof etadi.</p>
<p>“Avesto”da Alp Er Toʻng‘a Frangrasyan deb atalib, Yasht va Vendidod qismlarida qayd etilgan. Jumladan, “Aradvisur-Yasht”ning Frangrasyan haqidagi muhim original matnlaridan biri Rossiya Fanlar Akademiyasining Lingvistik tadqiqotlar institutida V.S. Sokolova tomonidan quyidagicha morfologik transkripsiya qilingan:</p>
<p>“tąm yaza-ta majryō tüjryō fraŋraseʻ hankajn-e pajti ajŋhā zәm -ō satәm aspa-nąm aršn-ąm, hazaŋrәm gav-ąm, baēvara anu=maya-nąm” [1:76].</p>
<p>Matn inglizcha va ruscha tarjimalari asosida shunday oʻgirildi: “Uni oʻsha yurtning Xonkanida turonlik Frangrasyan yuzta aygʻir ot, ming buqa, oʻn ming qoʻy bilan ulugʻlagan”.<br />
“Xonkan” (hankajn) soʻzini manbalar orqali quyidagicha tahlil qildik: “Xonkan” Avestoning ruscha tarjimasida “Afrosiyobning qoʻrgʻoni, istehkomlari” (твердыня, укрепления Афрасяба) [1:76] deya izohlangan. Inglizcha tarjimaning izoh qismida zardushtiylarning qadimgi afsonalarida temir devorli yuzta ustunli saroyi bor joy sifatida tasvirlangani qayd etilgan.<br />
Turkiy tilda birinchi qomusiy asar muallifi Mahmud Koshgʻariyning “Devonu lugʻot ut-turk”idagi quyidagi maʼlumotlar diqqatga sazovor: “Xan – turklarning eng katta boshliqlari. Afrosiyobning bolalari ham xan deb yuritiladi. Afrosiyob xoqondir” [4:172]. “Butun Movarounnahr Yankanddan Sharqqacha boʻlgan oʻlkalarni turk shaharlaridan deb hisoblashning asosi shuki, Samarqand (Sӛmizkӓnd), Toshkand, Oʻzkand, Tunkand nomlarining hammasi turkchadir. Kand turkcha shahar demakdir. Ular bu shaharlarni qurdilar va shunday nom qoʻydilar. Hozirgacha ham shunday keladi” [4:163].<br />
Yuqoridagi manbalar Avestodagi “Xonkan”ni “Xonkand”, yaʼni poytaxt deya talqin qilishga imkon beradi.</p>
<p>Fors milliyatchiligi bilan dunyoga tanilgan Abulqosim Firdavsiyning “Shohnoma”sida boshidan oxirigacha Afrosiyobning millati turk, davlati Turon ekani takrorlangan. Boshqa arab va turk tilidagi tarixiy asarlarda ham shunday davom etganini koʻrish mumkin.<br />
Firdavsiyga zamondosh turkiy manbalar bir ovozdan Afrosiyob va Alp Er Toʻngʻaning bitta shaxs ekanini tasdiqlaydi.</p>
<p>Xususan, Yusuf Xos Hojibning donolik asari “Qutadgʻu bilig”dagi misralar zamonaviy tilimizga quyidagicha tabdil qilingan:<br />
Turk beklari orasida oti belgilik<br />
Toʻngʻa Alp Er edi quti belgilik.<br />
Bilimi buyuk hunarlari talay<br />
Bilimli, zakovatli, xalq ichra sarasi.<br />
Tojiklari uni Afrosiyob deb ataydilar<br />
Bu Afrosiyob ellarni oʻz tasarrufiga olib tutdi [6:102].<br />
Mahmud Koshgʻariy esa, bu haqda keng koʻlamli maʼlumotlar berish barobarida Alp Er Toʻngʻa ismining maʼnosiga ham alohida toʻxtalib oʻtgan.<br />
“Toʻngʻa (toŋa) – yoʻlbars (jinsidan boʻlgan bir xil hayvon). U filning kushandasidir. Bu soʻzning asosiy maʼnosi shudir. Lekin bu soʻz turklarda maʼnosi oʻzgargan holda qoʻllanadi. Bu soʻz koʻpincha, odamlarga laqab oʻrnida ishlatiladi. Chunonchi, toʻngʻaxon (toŋaxan), toʻngʻa tegin (toŋa tӛgin) va shu kabilar. Turklaring ulugʻ xoni Afrosiyobni Toʻngʻa alp er deb atar edilar. Yoʻlbars kabi kuchli bahodir odam, demakdir” [4:172].<br />
XII asr tarixchisi Faxriddin Muborakshoh Marvarudiy uni turklarning qudrat va hikmat sohibi hukmdori deya eʼtirof etadi[26:10, 27:163].<br />
Afrosiyobning dunyo tarixnavisligida salbiy xususiyatlarga ega tarixiy shaxs sifatida gavdalanishiga taʼsir etgan asosiy manbalar, hech shubhasiz, zardushtiylarning “Avesto”si va Abulqosim Firdavsiyning “Shohnoma”sidir. Aslida, har ikki asarda ham bayon qiluvchilarning hissiyotlari Afrosiyobni yomonlashga qaratilgan boʻlsada, syujetdagi voqealar rivoji uning naqadar jasur jangchi, uddaburon sarkarda va buyuk davlat arbobi sifatida tan olinganini koʻrsatadi. Xususan, “Shohnoma”ning jasoratda tengsiz qahramoni, shubhasiz, Rustamdir. Muallif Rustamni boshdan oxirigacha filtan deya sifatlaydi. Afrosiyobning unvoni esa Toʻngʻa. Koshgʻariyga koʻra, toʻngʻa – filning kushandasi boʻlgan yoʻlbars. Shuning uchun ham Turonzaminda Rustamga faqat Afrosiyobgina bas kela oladi. U eronlik lashkarlarga koʻp tahlika solgan, tashvish keltirib zafarlar quchgan [30:50]. Firdavsiyning shohasarida Rustamning Afrosiyob haqidagi iqrori quyidagicha: (Бад-ӯ гуфт Рустам, ки эй паҳлавон, Ту аз ман мадор эч ранҷа равон. Ту мар хештанро нигаҳ дор сахт, Ки турки далер асту пирӯзбахт. Шавад кўҳи оҳан чу дарёи об, Агар бишнавад номи Афросиёб<br />
)<br />
Shunda Rustam dedi: Ey polvonlar,<br />
Siz mendan gʻazablanmangiz.<br />
Oʻzingizni ehtiyot qiling,<br />
Turk jasur va gʻolib erur.<br />
Temir togʻ ham daryodek oqar,<br />
Afrosiyob nomin eshitsa [12:20].<br />
Muʼtabar arab-islom tarixchisi Imom Abu Jaʼfar Muhammad ibn Jarir Tabariyning “Tarix ar-rusul val-mulk”ida shunday tanishtirilgan: “Yana Frasiyab bin Fashanj (Fashakni Fashanj bin Zʼashamin ham deyishadi) bin Rustam bin Turk (turklar undan kelib chiqqan) bin Shahrasb bin Tuj bin Afridun podshoh. Tuj va Salmni oʻldirganidan oltmish yil oʻtib Manushihr bilan jang qildi va Tabaristonda uni qamal qildi” [11:23-24].</p>
<p>Sharqu Gʻarbda birday eʼtibor va shuhrat topgan qomusiy alloma Abu Rayhon Beruniy ham “Qadimgi xalqlardan qolgan yodgorliklar”ida Afrosiyob haqida batafsil maʼlumotlar bergan. “Afrosiyob ibn Bushanj ibn Iynat ibn Rishman ibn Turk ibn Zabanasb ibn Arshasp ibn Tuj. Ismi Tuj – turk, laqabi Afrosiyob. Iroqni bosib olgan. 12 yil davom etgan” [8:131-132]. Bu oʻrinda “Toʻngʻa” (toŋa) ismining arab tilidagi talaffuzda “Tuj”ga aylanganini taxmin qilish mumkin.<br />
Turkiy tilda barcha sohalarda asarlar yozgan Alisher Navoiyning “Tarixi muluki Ajam” kitobidagi maʼlumotlar ham shunga hamohang. “Afrosiyob. Oni baʼzilar debdurlarkim, Pushang binni Tur binni Faridun oʻgʻlidur. Chun Navdarni oʻldurdi, Eron mulkini andoq buzdiki, oz yerda maʼmurluq qoldi&#8230; Afrosiyob podshohligʻi oʻn ikki yil erdi” [16:610].<br />
XX asrning boshlarida 6 tilda lugʻat yaratgan jadid, qomusiy olim Isʼhoqxon Toʻra Ibrat oʻzining “Tarixi Fargʻona” asarida: “Boʻquxon Afrosiyobning moʻgʻulcha ismidir. Afrosiyob laqabi “farran osiyo” degan soʻzdur”, deya maʼlumot beradi [28:35].<br />
Bu tarixiy shaxsning ismi turli manbalarda farqli shakllarda yozib qoldirilgan boʻlib, turli xalqlar tomonidan oʻz tillarida unga berilgan nom yoki taʼrifdir — Frangrasyan, Toʻngʻa Alp Er (yoki Alp Er Toʻngʻa), Boʻquxon, Duquxon, Tanay, Afrosiyob, Frasyab, Frasyat. Ammo barcha manbalarda bitta shaxsning taʼrifi va bir xil voqealar keltirilgan boʻlib, bu ismlarning bir shaxsga tegishliligini anglash qiyinchilik tugʻdirmaydi. Nafaqat oʻzi, balki oilasi, yaqin qarindoshlari va saltanatidagi davlat ayonlarining ismlarigacha manbalarda keltirilgan. Albatta, ismlar manbalarning tiliga va auditoriyasining tushunchalariga moslangani sababli hammasi ham asl holida ifodalangan deb boʻlmaydi. Ammo har bir ism ortida alohida tarixiy shaxslar boʻlganini bildiradi.<br />
Otasi – Pashang (Bushanj, Fashanj, Fashak); amakisi – Piron; aka-ukalari –Garsevaz, Sipahram, Andaremon, Kay Sharasf, Kay Savasf, Kidor, Xumon, Ostaxon, Julbod, Siyomaq, Bahrom, Farashxod va Farahlad, Zandaray, Xarzasf, Anddirman, Isfahrom va Axust; xotini – Gulshahr; oʻgʻillari – Barsgʻan, Barman, Arjasp (Koʻhram, Tarxon), Shahr, Shahroh, Andirmon, Shaydan; qizlari – Qaz (Farangiz, Visfafarid), Manija, Odinajon; kuyovlari – Siyovush, Bejan, Tajov; Sarkardalari – Humon, Tuvurg, Guruy, Joh, Poʻlat, Damur, Sheda, Ruin, Farshevard, Qosid, Paloshon, Mardoʻ, Arjang, Nastexon, Qoraxon.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Afrosiyobning Osiyodagi hukmronligi</p>
<p>Afrosiyobning saltanati chegaralari tarixdagi boshqa davlatlarda boʻlgani kabi oʻzgarib turgan. Uzoq yillik urushlarda goh kengaygan, goh chekingan. Ulugʻ saltanat Xitoy va Eron oʻrtasidagi ulkan hududda – Markaziy Osiyo mintaqasi va uning shimolidagi bepoyon dashtda sobit turgan. Firdavsiyga koʻra, Zobuliston va Sind dengizi, Kavkazning shimoli va janubiga qadar yetib borgan. Koshgʻariyga koʻra, shimolda Rum oʻlkalaridan Chingacha choʻzilgan. Muayyan vaqtda Eron va Iroqni ham bosib olgani bir qancha manbalarda qayd etilgan.<br />
Faqat Afrosiyobning Eronni bosib olishi voqelarining qadimgi Eron deganda koʻpchilikning xayoliga birinchi keladigan Ahamoniylar saltanatiga aloqasi yoʻq. Tarixiy manbalarning hech birida Afrosiyob bilan urushda mashhur Ahamoniy shohlarining ismi keltirilmagan. Ahamoniylardan avval esa, Eronning gʻarbi va Iroqning shimolida Midiya davlati hukm surgan.<br />
Turon hukmdorining tarixini turonlik olim Abu Rayhon Beruniyning xolis, betaraf va hissiyotlarsiz maʼlumotlari bilan boshlash mantiqliroq. “Afrosiyob Eronshahrni bosib olib, Tabaristonda Manuchehrni qamal qilgach, Manuchehr undan bir iltimos qildi. Afrosiyob uning iltimosini qabul etdi va Eronshahrdan bir oʻq otimi kvadrat joyni oʻziga qaytaradigan boʻldi. Aytilishicha, (oʻq) otilgan joydan to borib tushgan joyigacha ming farsah ekan. (Manuchehr va Afrosiyob) shu (oʻq) otimiga kelishishdi. Bu shu (Tirmohning oʻn uchinchi) kuni boʻlgan edi. Xalq shu kunni hayit qilib oldi. Manuchehr va Eronshahr aholisiga shu qamal (vaqtida) (shunday) qattiqchilik boʻldiki, ular bugʻdoy yanchib, non qilishga qodir boʻlmadilar, chunki uning yetilish muddati hali uzoq edi. Shu kundan (boshlab) bugʻdoy va hoʻl mevalarni qaynatish odat boʻlib qoldi. Roʻzi tirda oshxona asboblari (sindirilib) va oʻchoqlar buzib tashlanadi, chunki shu kuni Afrosiyobdan qutulgan va har kim oʻz ishiga ketgan” [8:131-132]. Shunday qilib, eronliklar Turon xoqonining marhamati tufayli ozodlikka erishgan kunini milliy bayram sifatida nishonlaydigan boʻlgan. Bu anʼana keyingi asrlarda ham davom etgan.<br />
Alisher Navoiyning “Tarixi muluki Ajam”i buni biroz toʻldiradi: “Girshosb chogʻida Afrosiyob yana cherik tortib, Erongʻa kelib, Girshosb bila masof tuzib, razm qildi. Afrosiyob urushida Girshosb favt boʻldi” [16:610].Afrosiyob andin ham azimat qilib, Iroqi Ajam sori mutavajjih boʻldi” [16:612].<br />
Islom olamida yuksak eʼtibor qozongan, ayni paytda gʻarb tarixchilari tomonidan ham moʻtabar manba sanaladigan Imom Tabariyning “Tarixi Tabariy” kitobida ham yuqoridagi maʼlumotlar aynan keltirilgan. Shu bilan birga, Tabariy urush keltirgan vayrongarchiliklarga ham eʼtibor qaratgan.<br />
“Frosiyobning Bobilni zabt etishi Manushihr vafot etganidan boshlab oʻn ikki yil davom etdi&#8230; forslar bu (ozodlik) kunni bayram sifatida qabul qilganlar, chunki Frosiyobning bosqini ulardan olib tashlangan. Ular bu bayramni Navroʻz va Mihrjondan keyin uchinchi bayram qildilar. U (Zov) Frosiyob Xunarat va Bobilda xarob qilgan narsalarni qayta tiklashni va bu yerning vayron boʻlgan qalʼalarini tiklashni buyurdi” [11:114-115].<br />
Yuqorida ketirilgan tarixiy hodisalarni antik davr manbalari ham tasdiqlaydi, faqat ularda forslar qoʻygan Afrosiyob ismi yoʻq. Aynan oʻsha voqealar Osiyo dashtlarining koʻp asrlik qahramonlari – skiflar tomonidan amalga oshirilgani qayd etilgan.</p>
<p>Bu davr haqida tarix otasi Gerodot yanada tafsilotli maʼlumot beradi: “Skiflar kimmeriylarni Yevropadan siqib chiqarib, ularni Osiyoga haydadi, soʻngra Midiyaga bostirib kirdi. Meotida koʻlidan Fasis daryosi va kolxlar oʻlkasiga kadar 30 kunlik yengil piyoda yoʻli bor. Skiflar Midiyaga kirdilar, faqat bu yoʻldan emas, balki toʻgʻri yoʻl qolib, yuqoridan, Kavkaz togʻlarini oʻngda qoldirib, yanada uzoq yoʻldan bordilar. Shu yerda midiyaliklar va skiflar oʻrtasida jang boʻldi. Midiyaliklar magʻlub boʻldilar, ularning qudrati sindi. Skiflar butun Osiyoda oʻz hukmronligini oʻrnatdi. Keyin skiflar Misrga yoʻnaldi. Misr podshohi Psammettix Suriya Falastinida skiflar yoʻliga hadyalar bilan peshvoz chiqib, yolvorib bosqinchilarni iziga qaytishga koʻndirdi. Skiflar ortga qaytib, Suriyaning Asqalon shahriga keldi. Skiflar oʻzlarining 28 yillik Osiyodagi hukmronliklari davrida manmanlik va beboshlik bilan hammayoqni parokanda qildi” [19:134-137].</p>
<p>Qadimgi Rim solnomachisi Pompey Trog ham bu tarixiy voqealarga alohida toʻxtalib oʻtgan. U qayd etgan skiflar yoʻlboshchisining ismi yanada diqqatga sazovor. “Ossuriya podshohi Nin hukmronlik tashnaligi bilan&#8230; birinchi boʻlib qoʻshnilariga qarshi urush boshladi va hali qarshilik koʻrsatishga oʻrganmagan xalqlarni Liviya chegaralarigacha boʻysundirdi. Toʻgʻri, bundan qadimgiroq davrlarda Misr podshohi Vezosis va Skifiya podshohi Tanay oʻtgan: bularning birinchisi (Vezosis) yurish qilib Pontgacha, ikkinchisi (Tanay) Misrgacha borgan” [20:3]. Bu yerda Tanay ismi Afrosiyobga berilgan Toʻngʻa nomiga juda yaqin. Har ikki ismni birlashtirgan jihat tarixning bir davrida Yaqin Sharqni egallaganidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Skiflar kimlar edi?</p>
<p>Ular Osiyo dashtlarining hokimi edi. Shu bilan birga Oʻrta va Yaqin Sharqqa ham oʻz hukmini oʻtkazar edi. Eron manbalari ularni “sak” (shak) degan boʻlsalar, ossuriyaliklar “ishkuz” (Iškuz – ), bobil solnomalari “ashguz” (ašguz – ), ellinlar “skuz” (Σκυθ), rimliklar “skiz” (Scyth) deb nomlashgan. Skif esa, “skiz”ning ruscha transkripsiyasidir. Xoʻsh, turkiylar ularni qanday nomlashgan. Ularning turklarga, Turonga, Afrosiyobga aloqasi bormi? Bu haqda manbalar asosida yaqindan tanib olgach xulosa qilamiz.</p>
<p>Skiflar Osiyo ustidan hukmronlik qilishga uch marotaba muvaffaq boʻlganlar, oʻzlari esa, yo boshqalar hukmi ostiga oʻtmaganlar yoki yengilmas boʻlib qolaverganlar [20:19]. Ular quyoshni yagona xudo deb hisoblaydilar. Quyoshga otlarni qurbonlik qiladilar, buni esa, eng tezkor maʼbudga dunyodagi eng tezgir jonivorni qurbon qilish deb tushunadilar [19:271].<br />
Tarixiy manbalarda Afrosiyob hukm surgan, turklar va skiflar yashagan joylar bitta hududni oʻz ichiga oladi. Xususan, Ptolomeyning xaritasida, Strabonning “Geografiya”, Beruniyning “Qonuni Masʼudiy” asarlarida ham buni koʻrishimiz mumkin.</p>
<p>“Soʻngra Soʻgʻdiyona va nihoyat, skif koʻchmanchilari keladi&#8230; butun shimoliy tomonni egallovchi skif va koʻchmanchi qabilalar joylashgan&#8230; sharqda yashovchi qabilalar massagetlar va saklar nomi bilan ataladilar, qolganlarini umumiy skif nomi bilan ataydilar, ammo har bir qabilaning oʻz nomi bor” [21:259-261].</p>
<p>VII asrda arman muallif tomonidan yozilgan geografiya va kartografiyaga oid “Ashxaratsuys” ham bu argumentni qoʻllab-quvvatlaydi. “Skifiya (Ս Կ Ի Ի թ Ի ը), yaʼni Apaxtark – bu turklar yerining oʻzi. Etil (Volga) daryosidan boshlanadi, Emavon (Oltoy) togʻlariga qadar choʻziladi, ulardan keyin chenlar (Xitoy) mamlakatigacha davom etadi. Emavon togʻlari barcha togʻlardan baland va uzundir. Skifiyada 44 xalq yashaydi: soʻgʻdlar, toxarlar, eftalitlar va boshqa varvarcha nomli xalqlar. Unda togʻlar, katta daryolar, choʻl tekisliklari koʻp, jazirama va suvsiz viloyat boʻlib, u yerda olovli dala bor&#8230; Hindiston Ariyaning sharqida, Skifiyaga chegaradosh” [22:79].</p>
<p>Umuman olib qaraganda, XX asrgacha Yevropa manbalarida skiflar va turklarga alohida xalq sifatida qaralmagan. Jumladan, Vizantiyadan 568-yilda Turk xoqoni huzuriga elchi boʻlib borgan Zemarx safari haqida Menandr tomonidan yozilgan solnomada turklarning tilini skif tili deb ataydi: “U Zemarx oldiga keldi, rumliklar olib kelgan narsalarni bir joyga toʻpladi. Lubnon daraxti butoqlaridan olov yoqishdi, skif tilida qandaydir varvarcha soʻzlarni takrorlashdi”[23:119]. Shuningdek, mazkur manbada “Vizantiyada turklar deb ataladigan skiflar” va shu kabi ifodalar ham mavjud.<br />
1553-yilda Italiyaning Florensiya shahrida Piyetro Perondini (Pietro Perondini) ismli muallifning Amir Temur haqida “Magni Tamerlanis Scytharum imperatoris” [25:54] (Skif imperatori Buyuk Temur) nomli asari chop etilgani ham buning yaqqol dalilidir.<br />
IX asr Turon-Islom Rennesansi qomusiy allomasi Muhammad ibn Muso al-Xorazmiy geografiyaga bagʻishlangan “Kitob surat al-arz” asarida: “Isqusiya (Skifiya) mamlakati bu Turklar yeridir. Isqusiya (qad. yunon. Σκυθία, lot. Scythia, arab. اسقوثيا — Skifiya) mamlakati bu Toʻqqizoʻgʻuzlar yeridir, oʻrtasining uzunlamasi – 1480, kenglamasi – 590301” [7:105], deya maʼlumot beradi.<br />
Yuqoridagi ilmiy faktlarni umumlashtirgan holda, “ashguz”, “ishguz”, “skuz”, “skiz”, aslida “oʻgʻuz” nomining turli tillardagi talaffuzi degan fikrga kelishimiz mumkin. Bundan shunday xulosa kelib chiqadi: skiflar – turklardir, skiflar – oʻgʻuzlardir. Zotan, koʻplab turkiy tarixchilarning asarlarini oʻrganib chiqqanimizda Eron va Iroqni fath etib, Misrgacha borgan qadimgi Turon tojdori sifatida Oʻgʻuzxonning ismi alohida tilga olinadi. Bu esa, Afrosiyob va Oʻgʻuzxon, aslida bitta shaxs degan toʻxtamga kelishga yoʻl ochadi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Afrosiyobning merosi</p>
<p>Abu Jaʼfar Muhammad ibn Jarir Tabariy Afrosiyobdan keyingi davr haqida shunday hikoya qiladi: “oʻsha kunlarda Bishtasb turklar podshosi Frosiyatning ukasi Xarzasf ibn Kay Savasf bilan oʻziga xos sulhga rioya qilib, tinchlik oʻrnatdi. Zardusht Bishtasbga turk podshosi bilan uzilishni buyurdi. Bu taklifni qabul qildi. Bu xabar gʻazabli Xarzasfga yetib keldi. Shuningdek, u Zardushtning eʼtiqodini qabul qilgani uchun uni tanbeh qildi va unga Zardushtni topshirishini buyurdi, aks holda u Bishtasb va uning xonadoniga hujum qilib, qonini toʻkishga qasam ichdi. Shunda Bishtasb turklar podshohining xabariga javoban haqoratli xat yozdi, urush eʼlon qildi va raqibi urush qilsa ham toʻxtamasligini maʼlum qildi” [11:72].</p>
<p>Avesto va uning taʼsirida yozilgan manbalarda nega Afrosiyob qora boʻyoqlar bilan tasvirlanganiga ushbu asarda javob berilgan boʻlsada, bu yerda undan ham ahamiyatga ega voqea — miloddan avvalgi VIII – VII asrlarda yashagan otashparastlik dini asoschisi Zardushtning Afrosiyobdan keyin tarix maydonida boʻy koʻrsatganidir. Shuningdek, Tabariy va Navoiyga koʻra, yuqoridagi voqealardan keyin taxtga chiqqan shoh Luhrasb Bobil podshohi Novuxudonassarga (Buxtunnasr) zamondosh. Novuxudonassarning miloddan avvalgi 587 – 539-yillarda yashagani tarixiy manbalarda qayd etilgan. Bu faktlar qadimgi Turon davlatchiligining eng mashhur (birinchisi emas) hukmdori Afrosiyob miloddan avvalgi VIII asrda yoki undan ham avvalroq yashab oʻtgani, milliy davlatchiligimiz esa kamida 3 ming yillik tarixga ega ekani haqida xulosaga kelishimizga asos boʻladi.<br />
1. Idoraviy tizim</p>
<p>Turon hududida barpo etilgan koʻplab turkiy sulolalar oʻz hokimiyatlarining ligitimligi va qadimiyligini oʻzlarining Afrosiyobga aloqadorligi bilan isbotlashga harakat qilishgan. Ayniqsa, xon va qogʻon (xoqon) martabalari toʻgʻridan toʻgʻri Afrosiyobga borib taqaladi.</p>
<p>Xan – turklarning eng katta boshliqlari. Afrosiyobning bolalari ham xan deb yuritiladi. Afrosiyob xoqondir [4:172]. “Toʻqqiz tugʻli xon yoki xoqon – qaramogʻidagi shahar va oʻlkalar oshib ketsa ham, tugʻ toʻqqizdan oshirilmaydi. Xonning yuqori martabasi toʻqqiz bilan fol qilinadi” [4:140].<br />
Bundan tashqari, shahzodalar va malikalarning turkiycha nomlari ham alohida ahamiyatga ega. Qatun – Afrosiyob qizlaridan boʻlganlarning nomi [3:388]. Qatun yoki xotun turkiy davlat hukmdorining ayoli sifatida keyingi davrlarda ham yaqqol koʻzga tashlanadi. Jumladan, VIII asrga oid Kul Tegin bitiktoshida qatun xoqonning xotini sifatida hukmdor bilan birga, gʻarb adabiyotidagi “qirolicha”, “imperatritsa” bilan ayni maʼnoda tilga olinadi. Turk davlat boshqaruvi anʼanalarida “turkan xotun” tushunchasi ham keng yoyilgan edi.</p>
<p>Tegin (tӛgin) – aslida, bu soʻz qul demakdir. Soʻng bu soʻzni xoqoniya bolalarigagina xoslab atadilar. Bu ism Afrosiyob bolalariga ham qoʻllana boshlandi. Ular bir ishni, voqea, xabarni aytganda yoki yozganda otalariga hurmat yuzasidan oʻzlarini kamsitib, “qulingiz falon qildi” deb “qulingiz” oʻrnida “tӛgin” soʻzini ishlatar edilar. Soʻng bu soʻz ularga ot boʻlib qoldi. Boshqa qullardan ajratish uchun bu soʻzning yoniga yana bir narsa qoʻshib ishlatiladi [3:391].</p>
<p>Tarim – teginlarga va Afrosiyob avlodidan boʻlgan xotin va boshqalarga xoh katta, xoh kichik boʻlsin, “tarim” soʻzi ishlatiladi. Xoqoniya podshohlaridan boshqalar qancha katta boʻlsalar ham, bu soʻz ularga ishlatilmaydi. Podsho xotinlarining laqablari oʻrnida “altїn tarim” soʻzi ishlatiladi [3:376]. Yusuf Xos Hojibning “Qutadgʻu bilig”ida “oltin” soʻzi ulugʻlovchi maʼnoda ham ishlatiladi. Masalan, “podsho hazratlari”ni “elig oltini”, deydi.</p>
<p>Tarkan (tärkän) – viloyatlarga podsho boʻlganlarga nisbatan Xoqoniya toifasidan aytiladigan xitob [3:374].<br />
2. Davlatlar<br />
Afrosiyobdan bir necha asr soʻngra Turkistonning janubidagi shaharlar ahamoniylar va yunonlar tomonidan bosib olinib, zardushtiylik va ellinizimning birmuncha taʼsiriga uchragan boʻlsada, shimoldagi davlat tuzilmalari Turon gʻoyasini saqlab qoldi. Skiflar va xunlar oʻzlari haqida yetarli yozma manbalar qoldirishmagan boʻlsalar ham ularning bevosita vorisi boʻlgan Xazar va Avar xoqonliklarining hukmdorlari Afrosiyob avlodlari kabi xon va xoqon deb nomlangani tarixiy manbalarda qayd etilgan. Ayniqsa, Sariq dengizdan Qora dengizga qadar yoyilgan Turk xoqonligi Turon davlatchilik mafkurasini Yevroosiyo kengliklarida qaytadan hukmron qildi.<br />
IX – X asrlarga kelib Turkiston hududida Islom dini bilan boshlangan yangi Rennesans Afrosiyob merosiga tayanuvchi Turon davlatchilik gʻoyasining tamal toshini qoʻygan Mahmud Koshgʻariy va Yusuf Xos Hojib kabi buyuk daholarni yetishtirdi. Ular xoqoniya adabiy tilida Turon xalqlarining ilmiy va madaniy merosi, siyosiy idorasining falsafiy asoslarini tashkil etuvchi asarlar yozdilar. Bu gʻoyaning homiylari Afrosiyob avlodidan boʻlgan Qoraxoniy xoqonlari edilar. Bu haqda yirik tarixchi Ibn Al-Asir oʻzining “Al-Kamil fit-tarix” asarida shunday yozadi: “Turkiston oʻlkasining Qoshgʻar hamda Bolasogʻun, Xoʻtan, Taroz shaharlari va Movarounnahr viloyatlariga chegaradosh hududlari turk xonlari qoʻlida. Ular Afrosiyob avlodlaridan boʻlgan musulmonlardir. Ularning ajdodi Sotuq Qora xoqon islomni qabul qilgan” [13:242].<br />
Gʻaznaviylar sulolasi asoschilarining ismlari ham Afrosiyob avlodi shahzodalari kabi Alptegin va Sabuqtegin edi. Mashhur tarixchi Abulgʻoziy Bahodirxon “Shajarai tarokima”da saljuqiy sultonlarining shajarasi oʻttiz besh avloddan keyin Afrosiyobga ulanishini qayd etgan [18:23]. Ushbu davrda Sharqiy Osiyodagi qoraxitoylar davlatining taxtiga ham avvalboshda Afrosiyob avlodlaridan Ilk ismli faqir kishi chiqarilgani Mirzo Ulugʻbekning “Toʻrt ulus tarixi” [15:115] va Abulgʻoziy Bahodirxonning “Shajarai turk”ida [17:37] qayd etilgan. Xorazmshohlar davlati asoschisining ismi ham Afrosiyob avlodi shahzodalari kabi Anushtegin edi.<br />
Sohibqiron Amir Temur 1370-yilda parchalangan turkiy qavmlarni birlashtirib Turon nomli dunyoning eng qudratli saltanatini barpo etdi. Saltanatining sarhadlari ham Afrosiyob egallagan hududlarga monand edi. Uni Yevropada “Skif imperatori Buyuk Temur”, deya ulugʻladilar. Dunyoning turli chekkalaridan Saʼduddin Taftazoniy, Muhammad bin Jazariy, Sayyid Sharif Jurjoniy, Nizomiddin Shomiy kabi ilm va sanʼat ahlini keltirib Turon shaharlarini obod qildi. Ulugʻ saltanatning taʼlim tizimidan matematika, astronomiya, tarix, adabiyot, tasavvuf, fiqh, kalom, rassomlik, xattotlik, meʼmorchilik yoʻnalishlarida Qozizoda Rumiy, Mirzo Ulugʻbek, Ali Qushchi, Sharafiddin Ali Yazdiy, Abdurahmon Jomiy, Alisher Navoiy, Usta Ali Nasafiy, Xoja Ahrori Vali, Kamoliddin Behzod, Mirak Naqqosh, Zahiriddin Muhammad Bobur kabi yuzlab jahon ilm-fani va sanʼatini yuksak choʻqqilarga olib chiqqan buyuk siymolar yetishib chiqdi. Amir Temurning avlodlari esa, 1858-yilga qadar dunyoning eng kuchli saltanatlari qatorida hukm surdi.<br />
Qadimdan turk erkaklarining ikki ismi boʻlgan. Birinchisi tugʻilganida qoʻyilgan ismi, ikkinchisi balogʻatga yetganida oladigan erlik ismi. Sohibqiron barpo etgan Turon saltanatini janubiy Osiyoda 3 asr davom ettirgan temuriyzoda podshohning tugʻilganidagi ismi Zahiriddin Muhammad boʻlib, erlik ismi oʻlaroq Bobur deya sharaflangan. Mahmud Koshgʻariy “Devonu lugʻot ut-turk”ning original matnida “toʻngʻa” (toŋa) soʻzini arabchaga “al-babru”, yaʼni bobur, deya tarjima qilgan [5:272].<br />
Temuriylardan keyingi davrda Turkistonda hukm surgan sulolalar ham Afrosiyob asos solgan xonlik tizimini davom ettirdilar. XVIII asr tarixchisi Muhammad Yusuf Munshiyning “Tarixi Muqimxoniy” asarida Ashtarxoniylar saltanatini Turon davlati deb ataydi. 1711 yilda Usmonli sultoni Ahmad IIIga maktub yozgan qozoq xoniTaukexon oʻzini Afrosiyob taxtiga oʻtirgan hukmdor sifatida tanishtirgan.<br />
3. Shaharlar<br />
Bu davlatlarning Afrosiyobga aloqadorligini koʻrsatuvchi yana bir omil aksariyatining poytaxtlari Afrosiyob tomonidan barpo etilganidadir. Tarixiy manbalar Turon hududidagi koʻplab shaharlarning juda qadimiy ekanini va avvalboshda Afrosiyob tomonidan bunyod etilganini qayd etadi.<br />
“Qoshgʻarni Oʻrdukent – xon turadigan shahar, markaz maʼnosida qoʻllanadi. Bu shaharning havosi yaxshi boʻlgani uchun Afrosiyob shu yerda turar edi” [3:329]. Qoshgʻar Turk xoqonligi, Qoraxoniylar saltanati va keyingi davrlarda ham Turon tamaddunida muhim rol oʻnagan.<br />
“Qaz – Afrosiyobning qizi. Qazvin shahrini shu qurgandir. Bu soʻzning asli qaz oʻyni – gʻoz oʻynaydigan joy. Chunki u shu yerda turar va oʻynar edi. Shuning uchun turklar Qazvinni turk shaharlaridan hisoblaganlar. Qum shahri chegara hisoblanadi. Chunki “qum” turkcha soʻzdir. Afrosiyobning qizi bu yerda ov qilar va oʻynar edi. Qazning otasi Toʻngʻa (Toŋa) Alp er – Afrosiyobdir. U Tahmurasdan uch yuz yil keyin Marvni bino qilgandir”.<br />
“Baʼzilar butun Movarounnahrni turklar oʻlkalaridan deb hisoblaganlar. U Yankanddan boshlanadi. Uning bir oti Dizruyindir. U sariqligiga koʻra, mis shahri demakdir. Buxoroga yaqindir” [4:163]. Ruyin baʼzi manbalarda mis, boshqalarida bronza maʼnosida keladi. “Diz” esa, Koshgʻariy tomonidan alohida izohlangan. “Tiz – baland yer. Forslar shaharlarini shu soʻzdan diz shaklida oʻzgartib olganlar” [4:135]. Demak, “diz” turkiy tildan maʼnosi oʻzgarib forsiy tilga oʻtgan (tepalik – shahar) soʻzdir. “Shohnoma”da Afrosiyobning Ruindij (Ruyindiz – Dizruyin) shahri haqida alohida hikoya bor. Atrofidan oqarsuv oʻtgan, podshoh ov uchun kema orqali chiqadigan, devorlari osmonga tutash, ichida yaylov, ekinzor, tegirmon kabi barcha sharoitlar yaratilgan, yuz yil ichkarida yashab ham tashqariga ehtiyoj sezilmaydigan, minglab jangchilar yuz yil qamal qilib oʻqqa tutsa ham egallab boʻlmaydigan, temir xalqa ichidagi shahar deya taʼriflanadi [12:250]. Shuningdek, oʻz davrida Marv Saljuqiylar saltanatining, Yankand Oʻgʻuz yabgʻularining poytaxti, Qazvin va Qum esa, Safaviy turkmanlari saltanatining yirik shaharlari boʻlgan.<br />
“Qaz suvi – Ila vodiysiga quyiladigan katta bir daryo. Shunday atalishining sababi – Afrosiyobning qizi uning qirgʻogʻida bir shahar qurgani va bu nom unga nisbat berilganidandir” [4:165]. “Barsgʻan – Afrosiyob oʻgʻlining nomi. Barsgʻan shahrini bino qilgan shudir” [4:424].<br />
“Buxoro. Afrosiyob bino qilgan deganlar. Bu hisor buzilib ketib, koʻp yillar vayronligicha qoldi. Afrosiyobning goʻri Buxoroda Maʼbad darvozasida rahmatli Xoja imom Abu Hafs Kabir tepaligiga tutashgan katta tepalik ustidadir. Romtin (Romitan). Bu katta bir kuhandizga ega va mustahkam bir qishloq boʻlib, Buxorodan qadimiyroqdir. Bu qishloqni Afrosiyob bino qilgan. Afrosiyob har vaqt bu viloyatga kelganida shu qishloqdan boshqa joyda turmagan” [14:30-31]. Buxoro yaqinidagi Varaxsha shahristonidagi devor rasmlarida ham Koshgʻariy tasvirlaganidek, filga hujum qilayotgan yoʻlbars, yaʼni toʻngʻa tasviri borligi bu shaharda Alp Er Toʻngʻaning merosi asrlar davomida yashab kelganini koʻrsatadi. Buxoroyi sharif Afrosiyobning merosi va xokini oʻzida saqlab kelayotgan Turonning sharafli shahridir.<br />
“Fargʻona bir shahri qadim va aholisi nadimdurki, avvali Afrosiyobdan qolgandur” [28:2]. “Margʻinon Afrosiyobdan qolgan bir eski shahar” [28:35]. “Qariyalar soʻzidurki, Andijon asli Odinajondur. Odinajon Afrosiyobning qizidurki, anga oʻrda va bogʻ bino qilib edi” [28:35].<br />
“Rubʼi muskunda Samarqandcha latif shahr kamroqdur”, deyiladi Boburnomada. Baʼzi oʻrta asr manbalarida Samarqandni Makedoniyalik Iskandar bino qilgani aytilgan boʻlsada, Iskandarning Osiyoga yurishini yoritgan antik davr manbalarining barchasida Iskandar kelganida Samarqand (Marokand) shahri Transoksiananing eng yirik shaharlaridan biri sifatida mavjud boʻlgani qayd etilgan.<br />
Alixontoʻra Sogʻuniyning “Turkiston qaygʻusi”da Samarqandning bunyod etilishi tarixi shunday tahlil qilingan: “Biroq shahar chetidagi keng maydon xarobasi “Afrosiyob” deb atalishi va bu yaqinlarda u yerdan miloddan avvalgi davr asarlari topilishi turk xoqoni Afrosiyobning poytaxti ekanini quvvatlaydi. Bunga koʻra, Samarqand shahri jahongir Iskandar Makeduniy tomonidan qurilgan, degan baʼzi tarixlarda yozilgan soʻz asossiz boʻlib qoladi” [29:23].<br />
Aksariyat tarixiy manbalar bir ovozdan Samarqand turkiylar shahri ekanini taʼkidlaydi. Jumladan, Koshgʻariy, Bobur va boshqa bir qator olimlar Samarqandning nomini turkiy tildagi semiz kent – katta, boy shahar degan maʼnoga bogʻlagan boʻlsalar, Beruniy “Qonuni Masʼudiy”da “Samarqand, turk tilida Samar kand, yaʼni quyosh shahri” [10:576], deya izohlagan. Bu fakt antik davr manbalardagi skiflarning (oʻgʻuz) quyoshni samoviy kuch sifatida ulugʻlagani haqidagi maʼlumotlar bilan birlashtirilganda Samarqand qadim Turonning eng muhim shaharlaridan biri boʻlgan, degan xulosaga kelish mumkin.<br />
XV asrning ilk yillarida Amir Temur saroyiga tashrif buyurgan ispan elchisi Rui Gonsales de Klavixo oʻz kundaligida Sohibqironning ona shahri Keshni tasvirlarkan, qiziq bir maʼlumotni keltiradi: “Eshikning tepasidagi devorning oʻrta qismida quyosh nuri koʻlamida aks ettirilgan sher tasviri bor. Eshikning chetlariga ham xuddi shunday suratlar chizilgan. Bu ramziy belgi Samarqand podshosining rasmiy armasi (gerbi) hisoblanadi Mazkur saroy Temurbekning buyrugʻi bilan qurila boshlagan, deb aytgan boʻlsalarda, saroy qurilishi, Samarqandning avvalgi podshosi tomonidan boshlangan boʻlsa kerak. Chunki yuqorida koʻrganimiz quyosh va sher tasviri ilgarigi Samarqand podshosining armasidir” [24:124]. Klavixo ilgarigi Samarqand podshosi deganida qancha oldingi hukmdor nazarda tutilganiga izoh bermagan. Samarqand tarixiga oid manbalarda Alp Er To‘ng‘aga qadar bunday timsol koʻzga tashlanmaydi.<br />
Eʼtiborlisi, shundaki, aynan ushbu tasvir XVII asrda Oʻzbek xonligining Samarqand begi Yusuf Yalangtoʻshbiy tomonidan Registon maydonida qurilgan mahobatli madrasaning peshtoqida yana bir bor takrorlangan. Tasvirdagi jonivor oʻrta asrlarda har qancha sher sifatida talqin qilingan boʻlsada, tashqi koʻrinishi, rangi, tanasidagi yoʻl-yoʻl chiziqlari, boʻynining ostidan qorin qismigacha oq rangdaligi va boʻynining ustidagi yollariga qadar fanda Turon yoʻlbarsi nomi berilgan hayvon turi bilan bir xil koʻrinishga ega. Unga Koshgʻariy tomonidan toʻngʻa deb nom berilgan va Afrosiyobdan boshlab Turon bahodirlariga sharafli unvon boʻlib xizmat qilgan. Xulosa qilib aytganda, oʻgʻuzlar (skiflar) ulugʻlagan quyosh va Alp Er Toʻngʻa timsolining birlashgan tasviri Turonning tugʻrosi sifatida eng qadimgi davrlardayoq Samarqandning ramziga aylangan boʻlib, ming yillar davomida turli dinlar va madaniyatlarning taʼsiriga dosh berib, farqli siyosiy tuzumlarning bosimlarini pisand qilmay bugungacha yetib keldi.</p>
<p>Xulosa va takliflar<br />
Afrosiyob yurtimiz davlatchiligiga asos solgan tarixiy shaxs boʻlib, uning hayoti, hukmronligi, shaxsiyati, oilasi va yaqinlari haqida eng qadimgi davrlardan XX asrga qadar juda koʻplab ilmiy, tarixiy, diniy va badiiy asarlarda batafsil maʼlumotlar berilgan. Shunga qaramasdan, nafaqat Oʻzbekistonda, boshqa turkiy davlatlarda ham Turon davlatchiligi tarixini Afrosiyobdan boshlash yuzasidan yetarli ilmiy oʻrganishlar amalga oshirilmagan.<br />
Tarixchilar tomonidan Qoshgʻar, Bolasogʻun, Andijon, Samarqand, Buxoro, Marv, Qazvin kabi Markaziy Osiyo mintaqasidagi eng qadimiy shaharlar Afrosiyob tomonidan bunyod etilgani qayd etilgan.<br />
Tarixiy manbalarda Afrosiyob hukm surgan, turklar va skiflar yashagan joylar bitta hududni oʻz ichiga oladi. Sharq va gʻarbning tarix va geografiya sohasi olimlarining asarlarida skiflarning turkiy xalqlardan (toʻqqizoʻgʻuzlar) ekani tasdiqlangan. Manbalar asosida skif va oʻgʻuz nomlari bir soʻzdan shakllangan, deb xulosa qilish mumkin. Shu nuqtayi nazardan, Afrosiyob va Oʻgʻuzxon bir shaxs boʻlgani yuzasidan ilmiy tadqiqot olib borish maqsadga muvofiq.<br />
XIX asrgacha Turkistonda hukm surgan barcha mustaqil turkiy davlatlar oʻzlarini Turon davlatidagi Afrosiyobning vorisi sifatida koʻrgan.<br />
Samarqand shahrining Registon maydonidagi Sherdor madrasasi peshtoqidagi Turon yoʻlbarsi va inson yuzi aks etgan quyosh tasviri Afrosiyob davlatining tugʻrosi (gerbi) boʻlgan degan xulosaga kelish uchun yetarli ilmiy asoslar mavjud.<br />
Afrosiyobning Turon davlatchiligi tarixi boʻyicha fors, arab, yunon, Rim hamda boshqa sharq va gʻarb olimlarining asarlarida yetarlicha maʼlumotlar berilgan. Ushbu mavzuda chuqur ilmiy tadqiqotlar, badiiy asarlar, hujjatli filmlar yaratilishi nafaqat millatimiz, balki, qardosh xalqlarning mushtarak oʻtmishi haqida beqiyos maʼrifat hosil qilishimizga xizmat qiladi.</p>
<p>Foydalanilgan adabiyotlar roʻyxati:<br />
1. Avesta, Sankt Peterburg, Nauka, 2005.<br />
2. The Zend-Avesta, Part II, Oxford, at the Clarindon Press, 1883.<br />
3. Mahmud Koshgʻariy, Devonu lugʻot ut-turk, I jild, Toshkent, Fan, 1963.<br />
4. Mahmud Koshgʻariy, Devonu lugʻot ut-turk , III jild, Toshkent, Fan, 1963.<br />
5. محمودبنالحسينبنمحمدالكاشغري،كتابديوانلغاتالترك،دارالجلافةالعلية — مطبعهٔعامره١٣٣٥،٠٢٧٢(Mahmud bin al-Husayn bin Muhammad al-Koshgʻariy, Kitobi devonu lugʻot ut-turk, Istanbul, Dor ul-xulofat ul-oliya, h. 1335)<br />
6. Yusuf Xos Hojib, Qutadgʻu bilik, Toshkent, Fan, 1971.<br />
7. Kitāb ṣūrat al-arḍ min al-mudun wa-al-jibāl wa-al-biḥar wa-al-jazāʼir wa-al-anhār istakhrajahu Abū Jaʻfar Muḥammad ibn Mūsá al-Khuwārizmī min kitāb jughrāfiyā alladhī allafahu bi-Ṭulumiyūs al-Qulūdhī. New York: Columbia University Libraries, 1962.<br />
8. Abu Rayhon Beruniy, Tanlangan asarlar, I kitob, T.: Fan, 1968.<br />
9. Abu Rayhon Beruniy, Qonuni Masʼudiy, Toshkent, Oʻzbekiston, 2022.<br />
10. كتابالقانونالمسعودي (الجزءالثماني) ابيريحانمحمدبناحمدالبيرونيداءرةالمعارفالعثمانيةهيدرابادالدكنالهند،سنة،١٣٧٤ھ/ ١٩٥٥م،٥٧٦. (Abū Rayḥān Muḥammad b.Aḥmad Al-Bīrūnī, Al-Qānūnuʻl-Masʻūdī (Canon Masudicus) Vol.II, The Dāiratuʻl-Maʻārif-il-Oṣmānia, Hyderabad-Dn., Ind ia, 1955 A.D., 1374 A.H., p-576).<br />
11. The History of Al-Ṭabarī (Taʻrikh al-rusul waʻl-muluk) ,Volumes II,III, IV, XII, XIV, XVII SUNY Press, New York.<br />
12. Abulqosim Firdavsӣ, Shohnoma, Ҷildi II, Dushanbe, Adib, 2007.<br />
13. Ibn al-Asir, Al-Kamil fi-t-Taʻrix, Toshkent, Oʻzbekiston, 1963.<br />
14. Muhammad an-Narshaxiy, Tarӣx-i Buxārā, Tashkent, SMI ASIA, 2011.<br />
15. Mirzo Ulugʻbek, Toʻrt ulus tarixi, Toshkent, Choʻlpon, 1994.<br />
16. Alisher Navoiy, Toʻla asarlar toʻplami VIII, Toshkent, Gʻ. Gʻulom NNMIU, 2011.<br />
17. Abulgʻoziy Bahodirxon, “Shajarayi turk”, Toshkent, Choʻlpon, 1992.<br />
18. Abulgʻoziy Bahodirxon, “Shajarayi tarokima”, Toshkent, Choʻlpon, 1995.<br />
19. Herodotus, with an English translation by A.D. Godley, Harvard University Press, 1975.<br />
20. Iustinus M, Epitoma Historiarum Philippicarum Pompei Trogi, Stutgart, 1985.<br />
21. The Geography of Strabo V, London, William Heineman Ltd., 1928.<br />
22. Armyanskaya geografiya (Ashxaratsuys) VII vѣka po R.X. (pripisivavshayasya Moiseyu Xorenskomu) tekstʼ i perevodʼ sʼ prisovokupleniyem kartʼ i obʼyasnitelnыxʼ primѣchaniy izdalʼ K.P. Patkanovʼ. Sanktpeterburgʼ: Imperatorskoy Akademii Naukʼ, 1877.<br />
23. The History of Menander The Guardsman, Published by Francis Cairns (Publications) Ltd, 1985.<br />
24. Narrative of the Embassy of Ruy Gonzalez de Clavijo to the Court of Timour at Samarcand, London, The Hakluyt Society, MDCCCLIX, p-124.<br />
25. Perondini, Pietro Magni Tamerlanis Scytharum imperatoris vita a Petro Perondino&#8230; conscripta. — Florentiae [Firenze] : s. t., 1553, 54 pp.<br />
26. Umyankov I, Istoriya Faxreddina&#8230; 10-b;<br />
27. Gumilev L.N, Qadimgi turklar, Toshkent Fan, 2007.<br />
28. Isʼhoqxon Toʻra Ibrat, Tarixi Fargʻona, Toshkent, Maʼnaviyat, 2005.<br />
29. Alixontoʻra Sogʻuniy, Turkiston qaygʻusi, Toshkent, Sharq NMIU, 2021.<br />
30. Homidov H, Avesto fayzlari, A. Qodiriy nomidagi xalq mepoci nashriyoti, Toshkent, 2001.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ozbekistangazetesi.com/anvar-yusupov-turkistonda-afrosiyob-merosi-h66148.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Almanya Türk Müzesi sunar Konu: Turan ve İslam</title>
		<link>https://ozbekistangazetesi.com/almanya-turk-muzesi-sunar-konu-turan-ve-islam-h48975.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Aug 2023 13:23:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[ALMANYA]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya Türk Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya Türk Müzesi sunar]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya Türk Müzesi sunar Konu: Turan ve İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar YUSUPOV]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[BERLİN]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM]]></category>
		<category><![CDATA[Konu: Turan ve İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Masası]]></category>
		<category><![CDATA[ORTA ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan Kültür ve Turizm Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Başkanı Anvar Yusupov]]></category>
		<category><![CDATA[sunar Konu]]></category>
		<category><![CDATA[sunar Konu: Turan]]></category>
		<category><![CDATA[TURAN]]></category>
		<category><![CDATA[Turan ve İslam]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRK DÜNYASI]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası Masası Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası Masası Başkanı Anvar Yusupov]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUPOV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/?p=48975</guid>

					<description><![CDATA[Almanya Türk Müzesi sunar 📌 Konu: Turan ve İslam 📍 Konuk: Özbekistan Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Başkanı Anvar Yusupov 🗓 Tarih: 27.08.2023 🕒 Saat: Avrupa &#8211; 17:00 Türkiye &#8211; 18:00 Azerbaycan &#8211; 19:00 Güney Kore &#8211; 00:00 📜Sertifikalı ❗ Ücretsiz 📌 Zoom linki https://us06web.zoom.us/j/88610705831 ID: 8861070 5831]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya Türk Müzesi sunar</p>
<p>📌 Konu: Turan ve İslam</p>
<p>📍 Konuk: Özbekistan Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Başkanı Anvar Yusupov</p>
<p>🗓 Tarih: 27.08.2023</p>
<p>🕒 Saat:<br />
Avrupa &#8211; 17:00<br />
Türkiye &#8211; 18:00<br />
Azerbaycan &#8211; 19:00<br />
Güney Kore &#8211; 00:00</p>
<p>📜Sertifikalı<br />
❗ Ücretsiz</p>
<p>📌 Zoom linki<br />
https://us06web.zoom.us/j/88610705831</p>
<p>ID: 8861070 5831</p>
<p><img decoding="async" src="https://scontent.fdiy1-1.fna.fbcdn.net/v/t1.15752-9/370343329_599909372308744_5142833381580103414_n.jpg?_nc_cat=102&amp;ccb=1-7&amp;_nc_sid=ae9488&amp;_nc_ohc=5l4ZyA21PtUAX8bBi2C&amp;_nc_ht=scontent.fdiy1-1.fna&amp;oh=03_AdTs3xJLrAOeGNo4XLy2J2FroUHs7BWzZ9wtymN4n9DlDQ&amp;oe=6512C5EC" alt="Açıklama yok." /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anvar YUSUPOV: TURON VA ISLOMNING UChRAShUV NUQTASI</title>
		<link>https://ozbekistangazetesi.com/anvar-yusupov-turon-va-islomning-uchrashuv-nuqtasi-h48897.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Aug 2023 21:31:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar YUSUPOV]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar YUSUPOV: TURON VA ISLOMNING UChRAShUV NUQTASI]]></category>
		<category><![CDATA[dunyo]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM]]></category>
		<category><![CDATA[ISLOMNING]]></category>
		<category><![CDATA[ISLOMNING UChRAShUV NUQTASI]]></category>
		<category><![CDATA[NUQTASI]]></category>
		<category><![CDATA[O'zbekiston turizm vazirligi]]></category>
		<category><![CDATA[O'zbekiston turizm vazirligi turkiy dunyo stoli rasmiysi]]></category>
		<category><![CDATA[O'zbekiston turizm vazirligi turkiy dunyo stoli rasmiysi Anvar YUSUPOV]]></category>
		<category><![CDATA[O‘zbekiston]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[rasmiysi]]></category>
		<category><![CDATA[stoli]]></category>
		<category><![CDATA[TURAN]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turkiy]]></category>
		<category><![CDATA[turkiy dunyo stoli rasmiysi Anvar YUSUPOV]]></category>
		<category><![CDATA[turklar]]></category>
		<category><![CDATA[TURON]]></category>
		<category><![CDATA[TURON VA ISLOMNING UChRAShUV NUQTASI]]></category>
		<category><![CDATA[Turon va turklar]]></category>
		<category><![CDATA[uchrashuv]]></category>
		<category><![CDATA[VA]]></category>
		<category><![CDATA[vazirligi]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUPOV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/?p=48897</guid>

					<description><![CDATA[Anvar YUSUPOV: TURON VA ISLOMNING UChRAShUV NUQTASI O&#8217;zbekiston turizm vazirligi turkiy dunyo stoli rasmiysi Anvar YUSUPOV , TURON VA ISLOMNING UChRAShUV NUQTASI Turklar yurti sifatida umume’tirof etilgan Turon tarixi Turk hoqonliklaridan o‘nlab asrlar avval boshlangani kabi O‘rta asrlarda Islomning qalqoni va tayanchiga aylangan turklarning Islom diniga xizmati ularning ushbu dinni qabul qilishlaridan oldinroq boshlangan edi. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anvar YUSUPOV: TURON VA ISLOMNING UChRAShUV NUQTASI</p>
<p>O&#8217;zbekiston turizm vazirligi turkiy dunyo stoli rasmiysi Anvar YUSUPOV , TURON VA ISLOMNING UChRAShUV NUQTASI</p>
<p>Turklar yurti sifatida umume’tirof etilgan Turon tarixi Turk hoqonliklaridan o‘nlab asrlar avval boshlangani kabi O‘rta asrlarda Islomning qalqoni va tayanchiga aylangan turklarning Islom diniga xizmati ularning ushbu dinni qabul qilishlaridan oldinroq boshlangan edi.<br />
Turon atamasi, dastavval bundan uch ming yil avval zartushtiylarning muqaddas kitobi “Avesto”da tilga olingan bo‘lib, “tur(k)”lar yurti sifatida tilga olinadi. Zartushtiylik manbalari asosida tarix yozishga chog‘lagan Abulqosim Firdavsiy o‘zining “Shohnoma”sida Turon yurtining hukmdori Afrosiyob va uning va xalqini “turklar” deb ataydi. Mahmud Qoshg‘ariy tomonidan XI asrda yaratilgan birinchi turkologik esiklopediya — “Devoni lug‘at ut-turk”da turklarning birinchi Turon saltanati hoqoni Alp Er To‘nga “Shohnoma”dagi Afrosiyob bilan bir odam ekanligi qayd etilgan.<br />
Keyingi davrda ham Turk hoqonlaridan Boburiy podshohlarga qadar bo‘lgan hukmron sulolalar, Sohibqiron Amir Temurdan Abulg‘oziy Bahodirxongacha bo‘lgan tojdorlar, Mahmud Qoshg‘ariydan Mahmudxo‘ja Behbudiygacha bo‘lgan shoir-u olimlar o‘z tili va milatining nomini faxr bilan turk deb ataydilar.<br />
Shu nuqtayi nazardan mazkur maqolada barcha turkiy xalqlarning umumiy nomi sifatida “TURK” so‘zidan foydalaniladi. Shu bilan birgalikda, maqoladagi “turk” tushunchasi 1923-yilda Mustafo Kamol Otaturk tomonidan tuzilgan Turkiya Respublikasining fuqarolari bilan cheklanib qolmasligi eslatiladi.</p>
<p>Turon va turklar<br />
XX asr tarixchilari turklarning jahon sahnasiga chiqishini VI asrning o‘rtalarida tuzilgan Turk hoqonligi imperiyasi bilan bog‘lasalar-da, Turon tarixi undan bir necha ming yillar avvaldan boshlanishi, Turon va turklar o‘zaro chambarchas bog‘liq ekani yuqoridagi manbalardan ham anglashiladi.<br />
Turklarning ajdodlari bo‘lgan saklar va xunnlar ham Turonning sohiblari edilar. Vizantiyalik tarixchi Feofanning “Xronografiya” asari ham buni tasdiqlaydi: “Shu payt biz hunnlar deb ataydigan turklar alanlarning yeri orqali Yustinning huzuriga elchilarini yubordilar”. Turklarning ilk elchilar karvoni milodiy 558-yilda Vizantiyaga borgan edi.<br />
Vizantiyadan 568-yilda Turk hoqoni huzuriga elchi bo‘lib borgan Zemarx safari haqida Menandr tomonidan yozilgan solnomada turklarning tilini skif (sak) tili deb ataydi: “U Zemarx oldiga keldi, rumliklar olib kelgan narsalarni bir joyga to‘pladi. Lubnon daraxti butoqlaridan olov yoqishdi, skif tilida qandaydir varvarcha so‘zlarni takrorlashdi”.<br />
Xunnlarning avlodi va bevosita vorislaridan biri sanaladigan Xazar hoqonligi haqida Xitoy solnomasi “Tanshu”da: “Bosi (fors) va Folinlarning (Vizantiya) shimoliy qo‘shnisi dulgaslarning (turk) avlodi kesalar (xazar)”, deya ta’rif berilgan.<br />
Vizantiya manbalarida turklar haqida shunday tavsif beriladi:<br />
“Turklar olovni hamma narsadan ustun qo‘yadilar, suv va havoni ulug‘laydilar, yerga madhiyalar kuylaydilar va birgina osmon va yerning yaratuvchisiga ibodat qilib, uni “Tangri”, deb ataydilar. Ular Unga otlarni, buqalarni, va mayda hayvonlarni qurbonlik keltiradilar”.<br />
Taniqli rus turkologi Lev Gumelevning turklar haqidagi e’tirofi alohida e’tiborga molik: “E’tirof etmoq kerakki, Istami va Qora Churin mohir sarkardalargina bo‘lib qolmay, iste’dodli ma’murlar ham edilar. Ular istilochilar sifatida kelgan mamlakatlarida “modus vivendi” hosil qilishdi. Ular kelgunicha tarqoq holda yashab, bor kuchlarini o‘zaro mayda urushlarga sarflab, hayot kechirgan qavmlar tinch hayot mazasini tatib ko‘rishdi, ko‘chmanchi chorva xo‘jaligini rivojlantirish imkoniga ega bo‘lishdi. Bularning barchasi kishilar ongida birlik, yaxlitlik tushunchasini hosil qildi. Mana shu yaxlitlik o‘sha chog‘dan boshlab turk deb atala boshlandi.<br />
Ular bir mamlakatda hukmron yoki mehmon yoxud yollanma askar bo‘ladimi, u asir tushgan qulmi, baribir, boshqa xalqlar vakillariga nisbatan tez e’tirof qozonar edilar”.<br />
“Irqiy ajratish qadimgi turk madaniyati uchun yot narsa edi”<br />
“Turklar taqdiridagi shuhrat va omadning sababi nimada ekanligini kim aytib bera oladi?” — deya so‘ragan XII asr tarixchisi Faxriddin Muborakshoh Marvarudiy mazkur savoliga o‘zi quyidagicha javob beradi: ma’lumki, har bir qavm va kishilar toifasi o‘z xalqi orasida, o‘z qarindoshlari qurshovida, o‘z shahrida ekan, o‘ziga yarasha obro‘-e’tiborga ega bo‘ladi. Biroq ular sayohatga chiqib, begona yurt, ellarga borib qolsa, undan jirkanadilar yoki mutlaqo e’tibor bermaydilar. Lekin turklarda buning teskarisi: ular hali o‘z yurtida va qarindoshlari orasida ekan, boshqa turli qabilalardan biri bo‘lib qoladi, xolos. Ularni yetarlicha qudratga ega bo‘lmaganlari uchun hatto yordamga ham chorlamaydilar. Ular o‘z chodiri, qarindoshlari va mamlakatlaridan qancha olislashsa, shunchalik qudrati va e’tibori oshib borib, ulardan amirlar va sipohsalorlar yetishib chiqadi”.<br />
Tarixchi Faxriddin Muborakshoh Marvarudiy yuqoridagi fikrlarini turklarning qudratli va dono podshohi Afrosiyobning (Alp Er To‘nga) quyidagi gapi bilan quvvatlaydi: “Turk dengiz chig‘anog‘i ichidagi durga o‘xshaydi: dur o‘z uyida yashaganida qiymatga ega bo‘lmaydi. Ammo u chig‘anoqdan tashqariga chiqar ekan, qiymatli bo‘ladi: shohlar toji va kelinlar qulog‘ini bezaydi”.<br />
Iste’dodli sarkarda Istami Yabg‘u yo‘lboshchiligidagi turklar milodiy<br />
560-yilda Sosoniy forslar bilan ittifoq bo‘lib, Oq xunnlar (Eftaliylar) saltanatini bo‘lib olishga kelishdilar. Islom payg‘ambari Muhammad alayhissalom tavallud topgan – 571-yilda Markaziy Osiyoni to‘liq egallab, Turonning qadimiy shaharlariga egalikni qo‘lga kiritdilar. Bu yillarga kelib turklar g‘arbda ham shimoliy Kavkazni batamom egallab Vizantiya bilan ham qo‘shni bo‘lib oldi. Turklarning, ayniqsa, Buyuk ipak yo‘li savdosining eng faol tijoratchilari va diplomatlari bo‘lgan so‘g‘dlar bilan birlashuvi Turonning yangi iqtisodiy va madaniy taraqqiyotiga yo‘l ochdi. Savdo yo‘lidagi raqobat Eron va Turon o‘rtasidagi azaliy adovatni yangidan qo‘zg‘adi. Turklar forslarga qarshi ittifoqdosh izlab, so‘g‘d elchisi Maniaxni Rumga yubordi.<br />
Haq payg‘ambari Muhammad alayhissalom Arab yarim orolidagi barcha elatdoshlarini muqaddas Islom g‘oyasi atrofida birlashtirgach, atrofdagi saltanatlar hukmdorlarini ham o‘z diniga da’vat etib maktub yo‘lladi. Maktubda Rasululloh sollallohu alayhi va sallam ularni Allohning yagonaligiga va Allohga ibodat qilishga da’vat etgan edilar.<br />
Garchi Qaysar Heraql buni tasdiqlasa-da, yonidagi ruhoniylar shovqin ko‘tarishib, Qaysarni qaroridan qaytarishgani, Eron hukmdori esa, haq payg‘ambarining ismi o‘zining ismidan oldin yozilgani uchun kibrlanib, maktubni yirtib tashlagani bir qancha musulmon tarxichilari asarlarida sobit bo‘lgan.<br />
Turklarga Nabiyning maktubi yetib bormagan edi. Ammo ular da’vat etilganlardan farqli o‘laroq, arab mushriklari kabi o‘z qo‘llari bilan yasagan toshlarga, forslar kabi o‘z qo‘llari bilan yoqqan olovlarga topinmas, Tangrilariga “farzand” va sheriklar ravo ko‘rmas edilar.</p>
<p>Islom yoyilayotgan paytda Yevroosiyodagi geosiyosiy vaziyat<br />
Milodiy VII asrning boshlarida Yevropaning katta qismida, Osiyoning g‘arbidan o‘rta mintaqalarigacha bo‘lgan hududlarda hamda Afrikaning shimolida o‘sha davrning yirik saltanatlaridan bo‘lgan Vizantiya (Rum) va Sosoniylar (Fors) hukmronlik qilardi. Ular o‘rtasidagi chegaralar, tinimsiz olib borilgan muhorabalar natijasida o‘zgarib turardi. Sof qalblarida yap-yangi dinni dunyoga hukmron qilish orzusida yashayotgan, payg‘ambarlarining mujdasidan boshqa quvonadigan hech narsasi; na hokimiyati, na tarafdorlari bo‘lmagan musulmonlar hamda Iroq-Shom yo‘lidagi savdo karvonlarining muhim manzilgohi va butun arablarning muqaddas ma’badi sanaladigan Makka shahridagi Ka’baga egalik qiluvchi Quraysh mushriklari bu ikki saltanat raqobatining qoq o‘rtasida edi. Musulmonlar va ularning raqiblarida urushlarning natijasiga ta’sir qiluvchi hech qanday dastak bo‘lmasa-da, ular o‘zaro bellashayotgan tomonlarga tarafdorlik qilishardi.<br />
Ushbu voqealar yuz berayotgan paytda Turonning janubiy g‘arbdagi qo‘shnisi forslar bilan shimoliy-g‘arbdagi qo‘shnisi va ashaddiy dushmani avarlar o‘zaro ittifoqda edilar. “Fors-avar ittifoqi 628-yilgacha davom etdi, bu ittifoq, Vizantiya imperiyasini qulatishiga sal qoldi”.<br />
Vizantiya esa, forslarga qarshi qudratli ittifoqdosh izlayotgan edi. Shimoldagi antlar, alanlar kabi qabilaviy tuzilmalar mustahkam davlat shakliga ega bo‘lmaganidan, ular bilan kelishuvlar muntazamlik kasb etmas, manfaatlarga qarab turli tomonga burilib ketar edi.<br />
Voqealar rivoji Islom manbalarida batafsil yozib qoldirilgan. “Milodiy<br />
613-yil. Islomda nubuvvatning beshinchi yili. Rum va Fors saltanatlari orasida juda katta qonli urush yuz berdi. O‘sha paytda Forsga Xusrav, Rumga Herakl (Irakliy) podshohlik qilardi. Bu ikki davlatning o‘ziga yarasha yerlari, askariy kuch-quvvatlari bor edi. O‘sha davrda Falastin, Suriya, Misr, Iroqning bir qismi va Kichik Osiyo Rumga tobe edi. Mazkur urushda forslar rumga ikki tomondan hujum qildilar. Dajla va Furot daryolari bo‘ylab Suriya yerlariga, Ozarbayjon va Armaniston tarafdan Kichik Osiyoga bostirib kirdilar. Fors lashkarlari Rum kuchlarini ikki jabhada ham yengib, dengizgacha ta’qib etib bordilar. Ular Suriyadagi nasorolarning barcha muqaddas shaharlarini egalladilar. 614-yilda butun Falastinni, jumladan, Quddusni ham qo‘lga oldilar. Urush davomida barcha kanisalar (cherkovlar) yiqitildi, diniy binolar xarob etildi. Forslar yigirma olti ming yahudiyni va oltmish mingdan ziyod xristianni qilichdan o‘tkazdilar. Shoh saroyiga o‘ldirilgan odamlardan o‘ttiz mingining kallasi keltirildi.<br />
Urush harakatlari Misrga ham yetib bordi. 616-milodiy yilda forslar Nil vodiysini ishg‘ol etdilar. So‘ngra Iskandariyaga yurish qildilar. Boshqa tomondan esa, butun Kichik Osiyoni qo‘lga kiritib, Rum poytaxti Konstantinopolga, uning oldidagi bo‘g‘ozga yetib keldilar. Forslar qaerni bosib olsalar, u yerda otashparastlik ibodatxonasi qurar, shu yo‘l bilan xristianlik o‘rniga otashparastlikni joriy qilar edilar. Bu katta mag‘lubiyatdan so‘ng Rum saltanatiga qarashli bir qancha viloyat va o‘lkalarda markaziy davlatga qarshi isyon ko‘tarildi. Afrika va Yevropadagi bir qancha o‘lkalar, hatto poytaxtga qo‘shni ba’zi o‘lkalar ham imperiya qaramog‘idan chiqqanlarini e’lon qildi. Qisqasi, sharqiy Rim imperiyasi parchalandi. Lashkar tarqalib ketdi. Imperator Herakl poytaxtni tark etib, Qartajaga qochdi. G‘alabadan sarxush bo‘lgan forslar bir qancha shartlarni qo‘ydilar. Rum saltanati talablarning hammasini so‘zsiz qabul qildi. O‘zaro shartnoma imzolandi.<br />
Xullas, Rumliklarning mag‘lubiyatini eshitgan Makka mushriklari cheksiz quvondilar va musulmonlarga: “Siz va rumliklar ahli kitobsizlar, biz va forslar ahli kitob emasmiz, bizning sheriklarimiz sizning sheriklaringizni yengdi, endi biz ham sizlarni yengamiz”, dedilar.<br />
Ana shunda Alloh taolo “Rum” surasining avvalgi oyatlarini nozil qildi”.<br />
1. Alif. Laam. Miym. 2. Rum mag‘lub bo‘ldi. 3. Yaqin yerda. Va ular mag‘lubiyatlaridan keyin tezda g‘olib bo‘lajaklar. 4. Sanoqli (biz’u) yillarda. Undan oldin ham, keyin ham barcha ish Allohdandir. O‘sha kunda mo‘minlar shodlanurlar. 5. Allohning nusratidan. U xohlaganiga nusrat berur. Va U azizu rohiymdur.<br />
Bunday qirg‘inbarot urushlardan keyin, Vizantiyaning ahvolidan boxabar bo‘lgan xom sut emgan banda “Rum g‘olib bo‘lajakdir”, deyishga qodir emasdi. Buni faqat Qodiri yakto Alloh aytishi mumkin edi.<br />
Voqealarning davomi ulug‘ mufassir va tarixchi Imom Abu Ja’far Muhammad ibn Jarir Tabariyning Abdulloh ibn Abbosdan qilgan rivoyatida davom ettiriladi:<br />
“Mushriklar forslarning rumlardan ustun bo‘lishini orzu qilar edilar. Chunki ular ahli kitob edilar. Ularning dini o‘zaro yaqin edi.<br />
“Alif. Laam. Miym. Rum mag‘lub bo‘ldi. Yaqin yerda. Va ular mag‘lubiyatlaridan keyin tezda g‘olib bo‘lajaklar. Sanoqli (biz’u) yillarda” oyatlar nozil bo‘lganida mushriklar:<br />
“Ey Abu Bakr! Sening og‘ayning, Rum sanoqli yillarda Forsdan ustun bo‘ladi, demoqda-ya?!” deyishdi.<br />
“To‘g‘ri aytadi”, dedi Abu Bakr.<br />
“Biz bilan garov o‘ynaysanmi?” deyishdi.<br />
Yetti yil muddatga to‘rttadan tuyaga garov o‘ynadilar. Yetti yil o‘tdi. Hech narsa bo‘lmadi. Bundan mushriklar shodlandilar. Musulmonlar mahzun bo‘lishdi. Abu Bakr bo‘lib o‘tgan gapni Payg‘ambar sollallohu alayhi va sallamga zikr qildilar. U zot sollallohu alayhi va sallam:<br />
Sizningcha, sanoqli yillar (بِضْعِ سِن۪ينَۜ — biz’u siniyn) qancha?” deb so‘radilar.<br />
“O‘ndan oz”, deb javob berdi Abu Bakr.<br />
Rasululloh sallallohu alayhi va sallam:<br />
“Bor, garovning ustiga ziyoda qil va muddatni ikki yilga oshir”, dedilar.<br />
Ikki yil o‘tmay otliqlar kelib, Rum Fors ustidan g‘olib kelganining xabarini berdilar. Mo‘minlar bundan shodlandilar!”<br />
Mo‘minlarning shodlanishi uchun asoslari yetarli edi, albatta. Ular Robbisi va Rasulining so‘ziga shubha qilmasdan, mushriklar bilan bahsga kirgandilar. Endi bu masala oriyat masalasiga ham aylangandi. Mo‘minlar ilohiy bashoratning amalga oshishiga shubha qilmasdilar, faqat iymonlari sababidan bunga g‘ayridinlar ham ishonishlarini, boshqalar ham ular haq deb bilgan e’tiqodda bo‘lishlarini, shu voqea sababidan dinlarining yanada keng yoyilishini istardilar. Ammo yuqorida ham ta’kidlanganidek, bo‘layotgan hodisalarni o‘zgartirish tugul, voqealarga to‘g‘ridan-to‘g‘ri qaysidir darajada aralashish uchun mo‘minlarda yetarli jismoniy va harbiy kuch yo‘q edi. Tashqaridan qarganda, mo‘minlar mazkur urushlar seli oldidagi xasdek edilar. Faqat mo‘minlar hammadan qudratli, har narsaga qodir Alloh uchun hech bir mushkul yo‘qligiga ishonardi.<br />
Xo‘sh, unda Qodir Allohning hukmini kim ijro qildi? Kalomullohning bashoratini kim amalga oshirdi? Mo‘minlarni shodlantirgan kim? Islom payg‘ambarini haqli chiqargan kim? Mushriklarni mahzun qilgan kim? Rumning bo‘g‘zidan bo‘g‘ib turgan Forsni tizginlagan kim? Mo‘minlarning ahli kitoblarini qutqargan kim?</p>
<p>Ilohiy mujdaning ijrochilari<br />
Turk hoqonligining bepoyon hududi sharqda Tinch okeaniga yondosh Sariq dengizdan g‘arbda Atlantika okeaniga tutash Qora dengizgacha, shimoliy Sibir kengliklaridan Hidistongacha yoyilgan edi. Imperiyaning Sharqiy qismini Ulug‘ qog‘on (hoqon), g‘arbiy qismini Yabg‘u qog‘on boshqarardi. Yabg‘u hoqondan keyingi ikkinchi shaxs edi. Avvalboshdan, saltanat asoschisi Buminning ukasi Istami yabg‘u g‘arbiy o‘lkalarning fotihi sifatida bu hududlarda hukmronlikni boshlagan edi. Istami va uning o‘g‘li Qora Churin hokimiyati davrida imperiyaning g‘arbiy sarhadlari kengayib mahalliy qardosh va yot xalqlar bilan yaqin aloqalar o‘rnatildi. Qora Churin uzoq vaqt hukmronlik qilib, o‘z ulusidan tashqari Sharqiy hoqonlik boshqaruvida va Xitoydagi mayda davlatlarni qaramlikda ushlab turishda ham katta ta’sirga ega bo‘ldi.<br />
Qora Churinning o‘limidan keyin ba’zi uquvsiz boshqaruvchilar davrida saltanat biroz chayqalgan bo‘lsa-da, uning nabirasi To‘ng Yabg‘u hoqon (618 – 630) hokimiyatga kelishi bilan ishlar darrov o‘nglandi. To‘ng Yabg‘u davlat boshqaruvida favqulodda qobiliyatli, diplomatik munosabatlar o‘rnatishda epchil edi. Yangi hukmdor Vizantiya va Sosoniylar o‘rtasidagi to‘qnashuvlardan foydalanib, ularni o‘z ta’sir doirasida ushlab turish orqali ipak yo‘li tijoratidagi eng katta daromadga ega bo‘lishni maqsad qilgani uning keyingi faoliyatida yaqqol namoyon bo‘ladi.<br />
U o‘z qarorgohini Choch (hozirgi Toshkent) vohasidan shimoldagi yam-yashil yaylovda bunyod etdi. Bu hududlar ham shimoldagi ko‘chmanchilarni, ham Xitoyda yangidan bo‘y ko‘rsatayotgan Tang imperiyasini, ham janubdagi forslarni, ham g‘arbdagi Vizantiyani nazorat qilish va o‘zi istagan masofada tutib turish uchun geografik va strategik jihatdan eng qulay joy edi. Bu yer butun Yevroosiyoga o‘z hukmini o‘qiyotgan hoqonlikka tegishli bepoyon hududlarning o‘rtasi edi. Mana shu yerdagi ipak va zarhalga burkangan Qurvi chuvachi va oltin taxtida sharq va g‘arbdan kelgan elchilarni qabul qilardi. Uning darohiga nafaqat dunyoning to‘rt tomonidan elchilar, balki sayyohlar hamda hindu xitoy, buddaviy va konfutsiychi rohiblar ham kelardilar. Azamatli hukmdor ularning barchasini qabul qilar, tinglar, sovg‘alarini qabul qilar, jahonning har tarfidan xabarlarni olar, o‘z qudratini namoyish etar va ularni siylar edi.<br />
VII asr II choragining dastlabki yillari Xitoylik budda dini rohibi Syuan szan hozirgi Qirg‘izistonning To‘qmoq shahri yaqinida ov qilib yurgan To‘ng Yabg‘u hoqon bilan ko‘rishadi. U hukmdorni shunday tasvirlaydi: “Xonning egnida yashil atlas to‘n, bo‘rksiz (bosh kiyimsiz), ensiz ipak tasmacha bilan peshonasi tang‘ilgan bo‘lib, uzun, yelkasiga tushgan sochlarini to‘zg‘itmaslik vazifasini ham o‘tardi. Xonni parchadan chopon kiygan ikki yuz nafar suvoriy arkonlari o‘rab olgan edi. Ularning sochlari o‘rilgan. Boshqa jangchilar tuya va otlarga minib olishgan bo‘lib, kiyimlari mo‘ynadan yoki gazlamadan tikilgan edi. Uzun, bayroqchali nayzalar, to‘g‘roli yoylar bilan qurollangan edilar. Ular son-sanoqsiz bo‘lib qo‘shinning keti ko‘rinmas edi”.<br />
Turk hoqonligi o‘zining shonli davridan masrur yashayotgan bir paytda, Yaqin Sharqda vaziyat chigallashib borardi. Mintaqaning eng yirik ikki saltanati Vizantiya va Sosoniylar savdo yo‘lidagi foydaning katta ulushiga ega bo‘lish, unumdor ekinzorlar va barakali yaylovlarni qo‘lga kiritish, o‘z dinlarini kengroq yoyish orqali hukmronligini yanada mustahkamlash kabi strategik maqsadlarda uzoq yillik keng ko‘lamli muhorabani boshlab yubordilar. Bir necha yil davom etgan harbiy harakatlar yakunida Eronning qo‘li baland keldi. Vizantiyaliklar xonumonidan ayrildilar. Omonsiz janglarning harbiy jihatdan eng zaif tomoshabini bo‘lgan musulmonlarning muqaddas kitobida Xalloqi olamning tilidan “Rum mag‘lub bo‘ldi. Yaqin yerda. Va ular mag‘lubiyatlaridan keyin tezda g‘olib bo‘lajaklar”, degan hukm o‘qildi. Bundan na g‘olib forslarning, na mag‘lub Rumlarning xabari bor edi. Xabari bo‘lgan taqdirda ham bunga ahamiyat berishlarini taxmin qilib bo‘lmaydi, albatta. Ammo yigirma olti ming yahudiyni va oltmish mingdan ziyod xristianni qilichdan o‘tkazgan, o‘ttiz ming maqtulning kallasini saroyiga sudrab borib xor qilgan, ibodatxonalarini vayron qilib, millionlarning e’tiqodini tahqirlagan zartushtiylardan qutqara oluvchi xaloskorga nafaqat Rum Qaysari Irakliy, balki xristian va yahudiy olami ham tanidagi jon, tomiridagi qon qadar muhtoj edi. Turk hoqonining esa, yuz berayotgan voqealar bilan bog‘liq o‘z rejalari va maqsadlari bor edi. Voqealarning davomini turklarning yordamiga eng ko‘p mushtoq bo‘lgan vizantiyaliklar manbasidan o‘qish mantiqliroq bo‘ladi.<br />
“Milodiy 622-yil. Lazikadan Irakliy turklarning hoqoniga elchi yuborib, uni forslarga qarshi ittifoqqa chaqiradi. U hadyalarni qabul qildi va harbiy yordam va’da qildi. Irakliy bundan xursand bo‘lib, o‘zi uning huzuriga yo‘l oldi, u esa, imperatorning kelayotganini eshitib, tumonot turklari bilan imperatorga peshvoz chiqdi. Imperator o‘ziga ko‘rsatilgan yuksak izzat-ikromni ko‘rib, agar turkning ittifoq tuzish istagi qat’iy bo‘lsa, otida uning yaqiniga kelsin, deb bildirdi va turkni o‘z farzandi, deb atadi. Shunda turk imperatorni quchoqladi. Irakliy esa, o‘z boshidan tojini yechib, turkning boshiga kiydirdi. Uning sharafiga katta bazm uyushtirdi. Irakliy dasturxon ustidagi barcha bazm asbob-anjomlarini, imperatorlik liboslarini va durlar bilan bezatilgan baldoqlarni unga hadya qildi. Irakliy, shuningdek, turk bilan kelgan arxontlarni ham shunday baldoqlar bilan siyladi. So‘ngra Irakliy avarlarda duchor bo‘lgan narsaga turkda ham duchor bo‘lishdan xavfsirab, ittifoqni mustahkamladi – u turkka o‘z qizi Yevdokiyaning tasvirini ko‘rsatib, unga dedi: “Bizlarni Tangrining o‘zi tutashtirdi – seni menga farzand qilib tutindirdi. Mana mening qizim – rumlarning malikasi. Agar sen men bilan birga qo‘lingga qurol olib, dushman bilan kurashda yordam bersang, qizimni senga xotinlikka beraman”. Irakliy ular bilan birga Eronga hujum qilib, shaharlarni vayron, otashkadalarni yakson qildi”.<br />
Vizantiya, Xitoy va Turk hoqonligi ipak yo‘lidagi karvon savdosidan manfaatdor edi. Buni yaxshi anglagan hoqon harbiy harakatlar bilan birgalikda diplomatik va ittifoqchilik munosabatlarini ham muvaffaqiyatli yuritdi.<br />
To‘ng Yabg‘u hoqon Xitoyda hukm surgan sulolalar bilan faol diplomatik munosabatlar olib bordi. U avval Suy, keyin Tang saltanati bilan ittifoq tuzdi.<br />
Xitoyning “Suyshu” solnomasida: “To‘ng Yabg‘uxon tadbirli va jasur edi. Qachon u jangga kirishar ekan, doim zafar qozonardi”, deb yozadi.<br />
Sosoniylar tamomila yengilmagan, Vizantiya xavfdan batamom forig‘ bo‘lmagan, hoqon ham mazkur jangdan ko‘zlagan maqsadiga to‘liq yetmagandi. Rum solnomachilari esa, bu haqda yozishda davom etardi. “625-yilda Vizantiya imperatori Irakliy Andrey degan aqlli va epchil er kishini ko‘p boyliklar va’dasi bilan xazarlarga (Turk hoqonligining vassali) jo‘natadi. (Bundan xabar topgan) Yabg‘u hoqon hozirjavoblik bilan shunday dedi: “Men uning (Irakliy) dushmanlaridan o‘ch olishga otlanaman. O‘zim botir jangchilarim bilan yordamga boraman. Uning istagini bajarib, u xohlaganicha askarlik ishlarini qilichim va kamonim bilan amalga oshiraman”. Javob elchiligini ming otliq askar kuzatib bordi. Ular fors chegara to‘siqlarini yorib o‘tib, Irakliy qarorgohiga yetib keldilar va ittifoqlik shartnomasini tasdiq etdilar. Keyingi yili va’da qilingan qo‘shin Agvaniya va Atrapatakanga suqilib kirdi”.<br />
Bu g‘alabalar unga Sosoniylarni barcha sharqiy chegaralar bo‘ylab o‘rab olishiga imkon berdi. Eron bilan ipak savdosidagi raqobat tufayli sug‘d tijoratchilari To‘ng Yabg‘u hoqonni Kaspiyning g‘arbidagi Vizantiyaga tutash hududlarining barchasini egallashga undardi. Turk o‘rdusi Darbandning dengiz chuqurligiga qadar botib ketgan mustahkam va baland tosh devorlarini oshib o‘tib, Gurjiston va Armanistonni egalladi. Bu voqelar haqida vizantiya, arman, gruzin solnomachilari batafsil yozib qoldirganlar. Hoqon 627-yilda Tbilisi qal’asini egallab, qolgan shaharlarni zabt etish uchun o‘g‘li Bo‘rishadni qoldirib ketar ekan: “Agar mamlakat hokimlari va akobirlari o‘g‘limni kutib olib mamlakatni unga tobelikka bersa, biz ham ularga yashab, menga xizmat qilishiga izn beramiz”, deya bayonot beradi. Mazkur bayonotidan ham turk hoqonlari Vizantiyaga yordam berish va ular bilan qo‘shni bo‘lish orqali ipak savdosi raqobatida Erondan ustun kelishni ko‘zlaganlari kunday ravshan bo‘ladi.<br />
Nima bo‘lganida ham, turklar Vizantiyani muqarrar halokatdan qutqardilar. Rumlar mudofaadan hujumga o‘tdilar. 628-yilga kelib ular Ktezifon atrofidagi shohning qasrlariga o‘t qo‘yishgacha yetib borgandilar. Forslarda ularni to‘xtatadigan kuch topilmasdi. Kurashdan umidini uzgan fors akobirlari Xusravni taxtdan tushirib dorga osdilar.<br />
Yuqorida bayon etilgan tarixiy hodisalarga buyuk turk olimi va Turon hukmdori Mirzo Ulug‘bekning yashil nefritdan yasalgan suv ichadigan finjonining (hozirda Londondagi muzeylardan birida saqlanmoqda) kumush gardishida turk tilida, arabiy imloda bitilgan: “Karami Haqqa nihoyat yo‘qdur”, degan hikmati bilan xulosa qilish mumkin. Islom dinining muqaddas kitobida bitib qo‘yilgan bashoratning ijro qilinishi va bu orqali musulmonlar “ahli kitob” deya e’tiqod jihatidan o‘zlariga eng yaqin ko‘radigan xristian va yahudiylarning otashparastlar tahlikasidan qutqarilishi, bunday ulkan ishning ularga milliy, diniy, madaniy va tarixiy jihatdan yaqin bo‘lmagan turklar qo‘li bilan amalga oshirilishi na muslimlar, va na nasoro va tarsolarning xayoliga kelmagandi.<br />
Turklar esa, bunday missiyani maqsadsiz, hisiyotsiz, befarq tarzda bajarganiga ishonish qiyin. To‘g‘ri, hukmdorlar va so‘g‘d savdogarlarining ipak yo‘li tijoratida ustunlikka erishish maqsadlarini inkor etib bo‘lmaydi. Ammo omonsiz jangu jadallarga askar yuboradigan, muhoraba maydonida jon olib jon beradigan oddiy turk xalqini tashviq etish uchun kuchli mafkura kerak edi. Ajnabiy tarixchilarning e’tirofiga sazovor “osmon va yerning yaratuvchisiga ibodat qilib, uni “Tangri”, deb ataydi”gan, kelgan mamlakatlarida irqiy ajratishlarga barham berib, yaxlitlik va birdamlik (modus vivendi) hosil qiladigan davlatchilik falsafasiga ega turklar bu qadar keng mintaqada amalga oshirgan ishlarini shunchaki moddiy manfaat va iqtisodiy daromad ustiga qurgan, deb xulosa qilish mantiqqa to‘liq muvofiq kelmaydi. Buning javobini Ikkinchi Turk hoqonligining mashhur shahzodasi va sarkardasi Kul Tigin sharafiga qo‘yilgan mangutoshdan topish mumkin:<br />
“Yuqorida ko‘k osmon, pastda qo‘ng‘ir yer yaratilganida ikkisining orasida kishi o‘g‘li (insoniyat) yaratilgan. Inson bolalari ustidan (hukm yuritish uchun) ulug‘ otalarim Bumin hoqon va Istami hoqon taxtga o‘tirgan”.<br />
Demak, Turk hoqonligining asoschilari bo‘lgan hukmdorlar va ularning keyingi vorislari o‘zlarini yer va osmon o‘rtasidagi butun insoniyatning himoyachisi va hukmbardori deb bilgan. Butun insoniyatning tinchligi va osuda hayoti uchun o‘zlarini mas’ul deb bilgan. Dinlari tahqirlangan, o‘lkalari xarob bo‘lgan, izzati va nomusi toptalgan millionlarni qutqarish, ularga ko‘rsatilayotgan aziyatlarga barham berish maqsadida turk erlari maydonga chiqdilar. Natija esa, tezda ko‘rindi. Yevropa va Osiyoning ikki yirik saltanati o‘rtasidagi xalqlarning madorini quritgan uzoq yillik janglarga nuqta qo‘yildi. Oddiy xalq o‘ldiruvchi tig‘lardan, shaharlar bosqindan, ibodatxonalar hujumdan qutqarildi.<br />
Bo‘lib o‘tgan ulkan voqealardan so‘ngra Eronda boshboshdoqliklar davri boshlandi. Hukmron aslzodalar shohlarning birini o‘ldirib, boshqasiga toj kiydirardi. Vizantiyaning ham urushlardan tinkasi qurigan, iqtisodiy tanazzulning ostonasida edi. Har ikki saltanat o‘z hududlarini birin-ketin yangi din bilan birga yangi madaniyat, yangi taraqqiyot yangi tamaddun olib kelayotgan Islom davlatiga bo‘shatib bera boshladi. Musulmonlar Islom payg‘ambari bashorat qilganidek, Eron poytaxti Madoinni, Yaman va Shomni fath etdilar. Shiddat bilan kengayib borgan Xalifalik davlati tez orada Fransiya chegaralaridan Xitoy sarhadlariga, Kavkaz tog‘laridan hind vohalariga qadar yoyildi.<br />
Turklarga kelsak, To‘ng Yabg‘u hoqonning vafotidan so‘ng saltanat o‘z qudratining avjidan uzoqlashib bordi. Ammo hoqonlikning vorislari bo‘lgan davlatlar va ulardagi turk xalqlari Islomni qabul qildilargina emas, uning eng qudratli himoyachilari va eng donishmand mutafakkirlari bo‘ldilar. Qoraxoniylar va Bulg‘orlar bilan Osiyo va Yevropada ilg‘or Turk-Islom yalovini ko‘tardilar. G‘aznaviylar bilan Hidistonning ichki mintaqalariga, Saljuqiylar bilan Eron, Onado‘li va Yaqin Sharqqa, Mamluklar bilan Afrikaning tog‘ va sahrolariga, Oltin O‘rda bilan Sharqiy Yevropaga, Usmonlilar bilan Yevropaning markaziy qismi va Atlantika okeani qirg‘oqlariga, Sibir xonligi bilan Tayga o‘rmonlari va Shimoliy muz okeaniga, Temuriylar bilan Hind okeanining ichlariga qadar kirib bordilar. Sohibqiron Amir Temur bilan Turon nomli davlat qurdilar. Yovuz Salim sulton bilan Islom xalifasi deb tan olinib, 1517-yildan 1923-yilga qadar butun musulmonlarga ma’naviy rahbar bo‘ldilar. Keyingi asrlarda turklar Imom Moturidiy bilan Islomning aqidasini, Forobiy bilan falsafasini, Imom Buxoriy, Termiziy va Dorimiylar bilan hikmatini, Burhoniddin Marg‘inoniy bilan huquqini, Al-Xorazmiy bilan hisobini, Ibn Sino bilan sihatini, Ahmad Al-Farg‘oniy bilan zaminini, Mirzo Ulug‘bek bilan samosini Abu Rayhon Beruniy bilan ummonini, qolgan olimlar bilan dorulfununini bunyod etdilar.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özbekistan Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Yetkilisi Anvar YUSUPOV : Turan ve İslam’ın Buluşma Noktası</title>
		<link>https://ozbekistangazetesi.com/ozbekistan-turizm-bakanligi-turk-dunyasi-masasi-yetkilisi-anvar-yusupov-turan-ve-islamin-bulusma-noktasi-h48890.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Aug 2023 21:16:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar]]></category>
		<category><![CDATA[Anvar YUSUPOV]]></category>
		<category><![CDATA[BULUŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’ın Buluşma Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Masası]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan Turizm Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Yetkilisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Yetkilisi Anvar YUSUPOV]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Yetkilisi Anvar YUSUPOV : Turan ve İslam’ın Buluşma Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[TURAN]]></category>
		<category><![CDATA[Turan ve İslam’ın Buluşma Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRK DÜNYASI]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası Masası Yetkilisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yetkilisi]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUPOV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/?p=48890</guid>

					<description><![CDATA[Özbekistan Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Yetkilisi Anvar YUSUPOV : Turan ve İslam’ın Buluşma Noktası Özbekistan Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Yetkilisi Anvar YUSUPOV, Turan ve İslam’ın Buluşma Noktası Özet Miladın 7. Yüzyılının ilk yarısı Avrasya kıtasının jeopolitik acıdan yeniden dizaynının başlangıcı olmuştur. Büyük kıtanın iki süper gücü olan Sasani ve Bizans İmparatorlukları arasında uzun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özbekistan Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Yetkilisi Anvar YUSUPOV : Turan ve İslam’ın Buluşma Noktası</p>
<p>Özbekistan Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Masası Yetkilisi Anvar YUSUPOV, Turan ve İslam’ın Buluşma Noktası</p>
<p>Özet<br />
Miladın 7. Yüzyılının ilk yarısı Avrasya kıtasının jeopolitik acıdan yeniden dizaynının başlangıcı olmuştur. Büyük kıtanın iki süper gücü olan Sasani ve Bizans İmparatorlukları arasında uzun sürecek kanlı savaşlar başladı. Savaş ateşperestlik ve hristiyanlık adına yürütüldüğü için muharabeye sadece ordular değil aynı zamanda halklar da doğrudan dahil olmuşlardı. Bu savaşlarda on binlerce insan öldürülmüş, yüz binlercesi mağdur olmuş, milyonlarcasının inançları ayaklar altına alınmış, mabetler yıkılmış, şehirler ateşe verilmiştir.</p>
<p>Bu dönemde karşı karşıya gelen süper güçlerin ilgisini çekmeden, kanlı olayların tam ortasında yeni bir güç filizlenmekteydi. Yeni bir din, yeni bir devletle yep yeni bir uygarlığı doğuracaktı, geleceğe yön verecekti. Ayrıca, bu yeni din savaşta mağlubiyetle evlerinden ve mabetlerinden ayrılan hristiyan ve yahudileri “Ehl-i kitap” olarak görmekteydi. İslam dininin kutsal kitabında savaşı Bizans’ın kazanacağı müjdelenmişti.</p>
<p>Bu gelişmelerden yarım asır önce Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırları ve Orta Asya’nın en eski şehirlerini ele geçirerek, kadim Turan uygarlığını yeniden ayağa kaldıran devlet kurulmuştu. Sahneye yeniden Türkler çıkmışlardır. İpekyolu ticareti üzerinden ortaya çıkan Turan-İran rekabeti Bizans için eşsiz bir müttefik, çaresiz bekleyen Nasrani ve Museviler için bir umut olmuştur.</p>
<p>Makalede 7. Yüzyılda Avrasyada yaşanan jeopolitik dengeler – Bizans-Sasani savaşı, Bizans-Türk ilişkileri, İpekyolu güzergahındeki ticaret Avrupa, Çin, müslüman kaynakları üzerinden Turan-İslam ekseninde yep-yeni bir bakış açısıyla analiz edilmektedir.<br />
Günümüzde Türk-İslam Dünyasında yaşanmakta olan geniş çaplı işbirliğinin başlatılması geçmişte Türklerin İslam ile tanışmaları ve İslam dinine yaptiğı hizmetleri konularını daha da güncel duruma getirmiştir. Araştırmada Bizans kronolojileri Çin kronolojileri Rusça kaynaklar, ayrıca da, ünlü turkolog Lev Gumilev’in “Eski Türkler” kitabından istifade edilmiştir. Kurani Kerim ayetleri ve Hadisler ünlü Özbek alimi Şeyh Muhammed Sadık Muhammed Yusuf’un “Tefsir-i Hilal” ve “Hadis ve Hayat” kitapları, Türkiye İşleri Diyenet Başkanlığının resmi kaynaklarından incelenmiştir. İslam tarihine ait bilgiler ünlü İslam tarihçisi İmam Ebû Ca‘fer Muhammed İbn Cerîr Taberî’nin “The History of Al-Ṭabarī” (Ta’rikh al-rusul wa’l-mulūk) eserinin arapça ve ingilizce versiyonları mukayese analizi yapılmıştır.</p>
<p>Makalede konuya ait nitelikli bilgiler elde edilmesi ve yeni yaklaşım ortaya konulmasına özen gösterilmiştir. Konunun tarihi gerçeklerden yola çıkarak, günümüzün jeopolitik gündemine uygun olarak, mercek altına alınması tarihi belgelerin incelenmesi ve derin analiz yapılmasını gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla, çalışmada nitel araştırma yönteminden, doküman taraması tekniğinden faydalanılmıştır. Bu kapsamda Özbekçe, Türkçe, Rusça, İngilizce ve Arapça kaynaklar dikkate alınmıştır.</p>
<p>Anahtar Kelimeler: İslam, Turan, Orta Asya, Türkler</p>
<p>Abstract<br />
The redesign of the Eurasian continent&#8217;s geopolitical structure began in the early part of the seventh century BC. The Sassanid and Byzantine Empires, the two superpowers of the supercontinent, commenced a protracted and brutal battle. People were directly involved in the conflict in addition to military since it was fought in the name of Zaroastrism and Christianity. The war expanded in scope. Tens of thousands of people died, hundreds of thousands were injured, millions of people&#8217;s faiths were violated, temples were demolished, and cities were set ablaze. Yet, the war was not over.<br />
In the midst of bloody events, a new force was emerging without drawing the notice of the rival superpowers. A new religion would spawn a new state and an entirely new civilization, influencing the course of history. Also, this new religion regarded Christians and Jews as &#8220;People of the Book,&#8221; despite the fact that they had abandoned their homes and temples after losing the battle. Yet Islam&#8217;s Holy Book describes as a winner of the war the Bisans. Here miracle happens, the written prophesy of the third party becomes real, Bisans achieved victory. However, the miracle&#8217;s actions would be someone else&#8217;s property.<br />
The ancient Turan civilization was revived by an empire that was founded fifty years prior to these advances by conquering the vast Asian steppes and the oldest towns in Central Asia. Once more, Turks appeared. Byzantium would gain a unique ally in the Turan-Iranian conflict, which developed over the Silk Road trade, as well as hope for the waiting Jews and Christians.<br />
The events of the 7th century in Eurasia -the Byzantine-Sassanid war, Byzantine-Turkic relations, and trade along the Silk Road -were examined in the essay from a fresh angle on the Turan-Islam axis through Europe, China, and Muslim resources.<br />
The initiation of the wide-ranging cooperation in the Turkish-Islamic World today has brought the subjects of the Turks&#8217; acquaintance with Islam and the services they rendered to the religion of Islam even more up to date. In the research, Byzantine chronologies, Chinese chronologies, Russian sources, as well as the famous turcologist Lev Gumilev&#8217;s book &#8220;Old Turks&#8221; were used. The verses of the Quran and the Hadiths and the books of the famous Uzbek scholar Sheikh Muhammed Sadik Muhammed Yusuf, &#8220;Tafsir-i Hilal&#8221; and &#8220;Hadith and Hayat&#8221;, were examined from the official sources of the Directorate of Religious Affairs of Turkey. Information on Islamic history has been analyzed by comparing the Arabic and English versions of the book &#8220;The History of Al-Ṭabarī&#8221; (Ta&#8217;rikh al-rusul wa&#8217;l-mulūk) by the famous Islamic historian Imam Abu Ja&#8217;far Muhammad Ibn Jarir Tabari.</p>
<p>In the article, care was taken to obtain qualified information on the subject and to introduce a new approach. Taking the subject under the spotlight in accordance with today&#8217;s geopolitical agenda, based on historical facts, necessitates the examination of historical documents and deep analysis.<br />
The document scanning technique, a qualitative research method, was used in the study. Resources in Uzbek, Turkish, Russian, Persian, English, and Arabic were used in this context.</p>
<p>Giriş<br />
Türk Yurdu olarak tanınan Turan tarihi Türk Kağanlıklarından onlarca yüzyıl önce başlandığı gibi, Ortaçağda İslam’ın kalkanı ve savunma kalesi görevini üstlenen Türklerin İslam dinine hizmetleri onların müslüman olmadığı dönemlere dayanmaktadır.</p>
<p>Turan kavramı, ilk kez günümüzden üç bin yıllar önce Zerdüştilerin kutsal kitabı olan Avesto’da Türklerin vatanı olarak kayıtlara girmiştir. Zerdüştilik kaynaklarından yola çıkarak tarih yazmayı amaçlayan Ferdevsî’nin “Şahnâme”sinde Turan’ın padişahı Afrasiyab’a ve onun halkına Türkler denmektedir. Kaşgarlı Mahmud’un 11. Yüzyılda yazdığı ilk Türkoloji ansiklopedisi olan “Divan-i Lügat üt-Türk” adlı kitabında ilk Turan Kağanı olan Alp Er Tunga’nın “Şahnâme”deki Afrasiyab ile aynı kişi olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Sonraki dönemlerde de Türk Kağanlarından Babürlü Padişahlara kadar olan hanedanlıklar, Sahipkıran Emir Timur’dan Ebulgazi Bahadır Han’a kadar olan taht sahipleri, Kaşgarlı Mahmud’dan Mahmud Hoca Bihbûdî’ye kadar olan edebiyat ve bilim adamları öz dili ve milleti hakkıda Türk diye bahsetmişlerdir.<br />
Yukarıdaki bilgilerden yola çıkarak makalemizde Türk (Türkî değil) halklarının ortak adı olarak “Türk” kavramı kullanılacaktır. Dolayısıyla, konumuzdaki “Türk” kavramı 1923’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile sınırlı olmayacağını özellikle vurgulamaktadır.</p>
<p>Türklerin Yurdu Turan</p>
<p>20. Yüzyılın bazı tarihçileri Türklerin Dünya tarihinde yer almalarını miladın 6. Yüzyılı ortalarında kurulan Türk Kağanlığı ile başlamış olsalar da, Turan’ın geçmişi daha bin yıllar öncesine dayanmakda olduğu yukarıdaki kaynaklarda da kanıtlanmıştır.<br />
Türklerin ataları olan Saka (İskit) ve Hunlar da Turan’ın sahipleri idiler. Bunu doğrulayan Bizans tarihçisi Theophanes’in kronolojisinde: “O zamanlarda bizim Hunlar dediğimiz Türkler Alanların toprakları üzerinden Yustin’in sarayına elçiler gönderdiler” demektedir. Türk Kağanlığı’nın ilk elçiler kervanı miladi 558 yılında Bizans’a gelmişlerdi.</p>
<p>Bizans’tan Türklere 568 yılında elçi olarak gönderilen Zemarkos’ın seyahatları hakkında kayıt yürüten Menendr Türklerin diline İskitçe (Sakaca) demektedir: “Bu kabilelerden, felaketi ve uğursuz¬luğu kovduğuna inanılan bazı kişiler Zemarkos&#8217;a geldiler. Onun Bizans&#8217;tan beraberinde getirdiği eşyalarını alarak güzelce istif ettiler. Sonra sandal ağacını yakıp İskit dilinde barbarca birtakım kelimeler mırıldanarak, çan çalıp, davul dövdüler”.</p>
<p>Hunların torunları ve doğrudan varisleri sayılan Hazar Kağanlığı hakkında Çin kronolojisi “T&#8217;ang-shu”da: “Po-sih&#8217;in (Persiya) ve Fu-lin (Roma-Bizans) in kuzey komşuları Dulgaslar (Türk Kes halkları)” olarak adlandırılır.</p>
<p>Bizans kaynaklarında Türkler şöyle tanıtılmaktadır:<br />
“Türkler ateşi her şeyin önüne koyar, suyu ve havayı yüceltir, yeryüzüne ilahiler söyler ve yalnızca yerin ve göğün yaratıcısına “Tanrı” diyerek dua ederler. O’na atlar, boğalar ve küçükbaş hayvanlar kurban ederler”.</p>
<p>Ünlü Rus Türkologu Lev Gumilev’in Türkler hakkında şu itirafi dikkat çekicidir: “Şu hususu özellikle kaydetmek gerekir ki, Istemi-han ve Kara Çürin Türk sadece birer kumandan değil, aynı zamanda çok iyi yöneticilerdi. Fatih olarak geldikleri ülkeler için bir modus vivendi teşkil etmişlerdi. O güne kadar dağınık halde yaşayan, ufak çaplı savaşlarda gücünü yok edip kalmış olan kabileler, barış içinde yaşamanın zevkini tatmışlardı. Bunlar göçebe hayatı için lazım olan her şeyi almışlar ve zamanı gelince bundan böyle kendilerini Türk ismi altında birleşmiş bir toplum olarak takdim edebilmişlerdi. Bu mümtaz Türkler, yeni bir ülkeye ister fatih, ister misafir, ister paralı asker veya isterse savaş esiri olarak gelsinler, her halükarda diğer halkların yönetici kadrosuna kıyasla daha başarılı ve daha üstün bir performans gösteriyorlardı”.</p>
<p>“Irkçılık kadim Türkler&#8217;in kültürüne yabancıydı”.<br />
Türkler&#8217;in – diyordu 12. Yüzyılın tarihçisi Fahreddin &#8211; kazandıkları başarılar ve elde ettikleri şöhretin sebebi sorulacaksa, cevabı şudur: Malumdur ki, her kabile veya herhangi bir grup, kendi milleti, kendi aşireti arasında ve kendi şehrinde yaşarken saygı ve sevgi görür. Fakat başka bir ülkeye veya gurbete gittiklerinde hor görülürler ve kimsenin dikkatini çekmezler. Halbuki, Türkler tam aksine, kendi ülkelerindeyken ve kandaşlarının arasındayken, sıradan bir Türk kabilesi neyse odurlar. Ancak ülkelerinden Çıkıp Müslüman ülkelerine geldiklerinde kendi yurt ve evlerindekinden daha güçlüdürler; el üstünde tutulurlar, kumandan veya sipahsalar olurlar”.<br />
Sonra tarihçi Fahrettin Mübarekşah Merverûdî Türkler hakkındaki görüşlerini Türklerin hikmet ve zeka sahibi hükümdarı Afrasiyab’ın şu sözleri ile kanıtlar: “Türkler sedef içindeki inciye benzerler. Kabuğunun içindeyken bir değeri yoktur ama kabuğundan dışarı çıktığında padişah tacını, gelinlerin boynunu ve kulaklarını süsleyecek kadar değerli olurlar”.<br />
Türkler ünlü komutan İstemi Yabgu liderliğinde miladin 560. yılında Sasanilerle ortak rakipleri olan Ak Hunların topraklarını paylaşma konusunda anlaştılar. İslam Peygamberi Muhammed Aleyhisselam’ın kutlu doğum yılı – 571’de Orta Asya’yı tamamen ele geçirerek, Turan’ın kadim şehirlerini hakimiyetleri altına almayı başardılar. Türklerin Kuzey Kafkasya’nın tamamını alarak, Bizanslara komşu olması da aynı yıllara denk gelmektedir. Ayrıca, İpekyolu’nun öndegelen tüccarları ve diplomatları olan Soğdluların Türk himayesine girmeleri Turan coğrafyasında yepyeni bir ekonomik ve kültürel kalkınmayı beraberinde getirdi. Ancak ticaret yolundaki rekabet Turan-İran husumetini yeniden alevlerdirdi. Türkler Farslara karşı müttefiklik arayışında Soğdlu elçi Maniah’ı Bizans’a gönderdiler.<br />
Allah Resûlü Muhammed (s.a.v) Arap yarımadasındaki halkları İslam sancağı altında birleştirince, komşu ülkelerin padişahlarına da mektup yollayıp Hak dinine davet eder. Mektuplarda Allah Resûlü (s.a.v) taç ve taht sahiplelerini bir tek Allah’a inanmaya ve sadece O’na kulluk etmeye çağırmıştır.<br />
Sezar Herakleios, İslam Peygamberi’nin dediklerini doğrulamış olsa da, yanındaki din adamları itiraz ederek onu bu kararından dönmeye ikna ettikleri, İran Şahı ise peygamberin ismi onun isminden önce yazıldığı için böbürlenerek, mektubu yırtıp attığı bazı müslüman tarihçilerinin kitaplarında kaydedilmektedir.<br />
Türklere ise Nebî’den mektup gelmemiştir. Ama onlar Peygamberle muhatap olanlardan farklı olarak; Müslüman olmadan önceki Araplar gibi kendi elleriyle yaptığı putlara, Farslar gibi kendi elleriyle yaktığı ateşe tapmazlar, tanrılarına çocuk veya ortak yakıştırmazlardı.</p>
<p>İslam dünyaya yayılmaya başladığı dönemde Avrasya’nın jeopolitik durumu</p>
<p>Miladın 7. Yüzyılının başlarında Avrupa’nın büyük bir kısmı, Asyanın Ortadoğu’dan Orta Asya sınırlarına kadar, Afrika’nın kuzeyi de olmak üzere geniş coğrafyada dönemin en güçlü devletlerinden olan Bizanslar (Rum) ve Sasaniler (Fars) hüküm sürüyordu. Onların arasında sürekli devam etmekte olan savaşlardan dolayı sınırları durmaksızın değişiyordu.<br />
Bu olayların hemen yanıbaşında Arap yarımadasında yeni gelişmeler kendini göstermek te idi. Tertemiz kalplerinde yepyeni bir dinlerini dünyaya yaymak hayaliyle yanıp tutuşan, pegamberlerinin mücdesinden başka sevinecek hiç bir şeyleri; ne iktidarları, ne de müttefikleri olmayan müslümanlar ile Irak-Şam yolu ticaret kervanlarının önemli güzergahı ve tüm Arapların kutsal mabedi olan Mekke’deki Kabe’ye sahiplik yapan Kureyş müşrikleri de bu muharebenin tam ortasındaydılar. Müslümanlar ve rakiplerinde bu savaşların sonucunu etkileyebilecek hiç birşey olmamasına rağmen, onlar da çekişmekte olan güçlerin bazılarından taraf oluyorlardı.<br />
Tüm bu olaylar yaşanırken Turan’ın Güneybatıdan komşusu Farslar ile Kuzeybatıdan komşusu ve hasmı olan Avar Kağanlığı müttefik idiler. “Pers-Avar ittifakı 628&#8217;e kadar devam etti, bu birlik, az kalsın, Bizans İmparatörlüğünü dağıtacaktı”.<br />
Bizanslar da, perslere karşı güçlü bir müttefik arayışındaydı. Kuzeyindeki Alanlar, Antlar gibi kabile düzeyindeki birleşmeler güçlü bir devlet anlayışına sahip olmadıklarından, onlarla anlaşmalar süreklilik arz etmiyor, çıkarlara göre sallanmaktaydı.<br />
Gelişmeler hakkında İslam kaynakları detaylı bilgi sunmaktadır. “Sene 613. Peygamberliğin beşinci senesi. Rum ve Fars arasında çok büyük kanlı bir savaş yaşandı. O zamanlar Fars’ta Hüsrev, Rumda Herakl padişah idi. Her iki imparatorluğun yeteri kadar toprakları, askeri gücü vardı. O dönemde Filistin, Suriye, Mısır, Irak’ın bir kısmı ve Anadolu Rum’un hakimiyetindeydi. Farslar Rum’a iki taraftan saldırdılar. Dicle ve Fıratın kıyısından Suriye’ye, Azerbaycan ve Ermenistan tarafından Anadolu’ya girdiler. Fars Ordusu, Rum güçlerini her iki cephede tarümar ederek, denize kadar kovaladı. Onlar Suriye’deki nesranilerin tüm kutsal şehirlerini ele geçirdiler. 614 yılında Küdüs başta olmak üzere Filistin’in tamamını işgal etti. Savaş sonucunda tüm kiliseler yıkıldı, dini mekanlar harabeye döndü. Farslar yirme altı bin Yahudi’yi ve altmış bin Hristiyan’ı kılıçtan geçirdiler. Şah’ın sarayına öldürülenlerden otuz bininin kafası getirildi.<br />
Savaş Mısır’a kadar yayılmıştır. 616 yılında Farslar, Nil vadisini işgal ettiler. Sonra İskenderiye’ye yürüdüler. Diğer taraftansa, tüm Anadolu’yu ayakları altına alarak, İstanbul Boğazı’na kadar dayanmışlardır. Farslar ilhak ettiği yerlerde, ateşperest tapınağı inşa etmekte, hristiyanlığı ortadan kaldırarak, kendi dini ritüellerini uygulamakta idiler. Bu kadar ağır bir hezimetten sonra Rum İmparatorluğuna bağlı bir kaç eyalet ve bölgelerde merkezi otoriteye karşı isyanlar baş göstermeye başladı. Afrika ve Avrupadaki bir kaç eyalet, hatta başkente komşu bazı bölgeler bile ipmaratörlüğa bağlılığını reddettikleririni ilan etti. Kısacası, Doğu Roma İmparatörlüğü parçalandı. Ordu dağıldı. Sezar Herakl başkenti bırakıp, Kartaca’ya kaçtı. Zaferlerden serhoş olan persler bir kaç koşulları öne sürdüler. Rum ise, Farsların tüm taleplerini kayıtsız şartsız kabul etti.<br />
Rumların mağlubiyetini duyan Mekke müşrikleri gayet sevindiler ve müslümanlara: “Siz ve Rumlar “Ehl-i kitap”sınız, biz ve Farslar “Ehl-i kitap” değiliz, bizim ortaklarımız sizin ortakları yendiler, artık biz de sizi yeneceğiz”, dediler.<br />
O zamanda Allah “Rum” sûresinin ilk âyetlerini indirdi”.<br />
Elif Lâm Mîm. Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde (بِضْعِ سِن۪ينَۜ – bid‘i sinîn) galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün Allah’ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü’minler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.<br />
Bu kadar adi bir savaştan sonra Bizansların durumundan haberdar olan hiç bir Allah’ın kulu “Rumlar galip geleceklerdir” demeye cesaret edemezdi. Bunu ancak mutlak güç sahibi Allah söyleyebilirdi.<br />
Olayların devamı hakkında büyük müfessir ve tarihçi İmam Ebû Ca‘fer Muhammed İbn Cerîr Taberî tüm detaylari ile yazmiştir:<br />
“İmam Ebû Ca‘fer Muhammed İbn Cerîr Taberî der ki: Bize İbn Vekî’nin… Abdullah İbn Mes’ûd’dan rivayetinde o, şöyle anlatmış: İranlılar Rumlara gâlib idiler. Müşrikler İranlıların Rumlara gâlib gelmesini; müslümanlar ise, Rumların İranlılara gâlib gelmesini istiyorlardı. Çünkü Rumlar kitâb ehli olup kendilerinin dinlerine daha yakındılar. “Elif, Lâm, Mîm. Rumlar yenildiler. Yakın bir yerde… Onlar bu yenilgilerinden sonra gâiîb geleceklerdir. Birkaç yıl içinde (بِضْعِ سِن۪ينَۜ – bid‘i sinîn)…” âyeti nazil olduğunda müşrikler: Ey Ebubekir, senin arkadaşın: Rumlar birkaç yıl içinde İranlıları yenecekler, diyor, dediler. Hz. Ebubekir: Doğru söylemiştir, dedi. Onlar: Var mısın, seninle bahse tutuşalım? dediler. Yedi yıl içinde olmak üzere dört devesine bahse girdiler. Yedi sene geçti ve bir şey olmadı (Rumlar gâlib gelemediler). Müşrikler buna sevinirken müslümanlara ağır geldi. Bu, Hz. Peygambere (s.a.v) anlatıldı da: Sizde birkaç yıl (بِضْعِ سِن۪ينَۜ – bid‘i sinîn) ifâdesi ne anlama gelir? diye sordu. Onlar: Ondan az olan sayılara denilir, dediler. Allah Rasûlü: Git, bahsi artır ve süreyi de iki sene uzat, buyurdu. İki sene geçmemişti, ki atlılar gelip Rumların İranlılara gâlib geldiği haberini verdiler. İnananlar buna sevindiler”.<br />
Mü’minlerin sevinmeleri için yeteri kadar nedenleri vardı, tabiki. Onlar Rabbi ve Rasûlü’nün vaadine kuşku duymadıklarından bahse girmişlerdi. Artık bu iş onlar için namus meselesiydi. Mü’minler Allah’ın mücdesinin gerçekleşeceğinden şüphe etmiyorlardı, yalnız ihlaslarından dolayı gayrımüslimlerin de buna inanmalarını, başkaların da onların hak bildiği yola hidayet olmalarını, bu hadiselerin sebebinden dinlerinin daha geniş kitleleri etkilemesini umuyorlardı. Ancak, mü’minler o dönemde, değil gelişmeleri değiştirmek, hiç bir şekilde olaylara doğrudan katılabilmek için bile fiziksel ve askeri güce sahip değillerdi. Dışarıdan bakıldığında, müslümanlar bu savaşlar selinin önünde bir çobuk gibiydiler. Fakat onlar her kesten güçlü olan, her şeye muktadir olan Allah için hiç bir zorluk olmadığına inanıyorlardı.<br />
O zaman Kadir olan Allah’ın hükmünü kim yerine getirdi? Kuran-i Kerim’in mücdesini kim gerçekleştirdi? Mü’minleri sevindiren kimdi? İslam Peygamberini haklı çıkaran kimdi? Müşrikleri üzen kimdi? Rum’un boğazını sıkan Fars’ı dize getiren kimdi? Müslümanların “Ehl-i kitap”larını kurtaran kimdi?</p>
<p>Mücde-i İlahi’yi Yerine Getirenler</p>
<p>Türk Kağanlığı’nın uçsuz bucaksız toprakları doğuda Pasifik’in ucundaki Sarıdeniz’den Atlantik’in kolundaki Karadeniz’e kadar, Kuzey Sibirya’nın zemheri bozkırlarından Hindistan’ın sıcak vahalarına kadar yayılmıştır. İmparatorluğun Doğu uluslarını Ulu Kağan, Batı uluslarını Yabgu Kağan yönetiyordu. Yabgu devlet hiyerarşisinde kağandan hemen sonra gelen ikinci kişiydi. İlk dönemlerden buyana devletin kurucusu Bumin Kağan’ın kardeşi İstemi Yabgu Batı Ulusların fatihi olarak bu bölgeleri yönetiyordu. İstemi ve onun oğlu Kara Çürin döneminde imparatörlüğün Batı sınırları genişlemiş, yeniden katılan ulusların kardeş ve yabancı halkları ile yakın ilişkiler düzenlenmişti. Kara Çürin uzun yıllar iktidarda kalarak, kendi ulusunun dışında Doğu Kağanlığın yönetiminde ve Çin’deki küçük devletleri tabilikte tutma konusunda etkin olmuştu.<br />
Kara Çürin’in vefatından sonra bazı beceriksiz yönetimciler döneminde devlet işleri biraz sallanmış olsa da, onun torunu Tung Yabgu Kağan (618 – 630) iktidara gelince, işler hemen düzene girdi. Tung Yabgu devlet yönetiminde fevkalede kabiliyetli, diplomatik ilişkilerde etkindi. Yeni padişahin Bizans-Sasani çatışmalarından yararlanarak, onları etkisi altında tutmakla İpekyolu ticaretindeki aslan payına sahip olma maksadı olduğu ilerideki faaliyetinde açık ve net anlaşılıyor.<br />
Yabgu Kağan yeni karargahını Çaç (bugünkü Taşkent) ovasının kuzeyindeki yemyeşil yaylalarda inşa etti. Nitekim, bu bölge hem kuzeydeki göçebe kabileleri ve Çinde yeniden boy göstermeye başalayan Tang hanedanını, hem güneydeki farsları ve batıdaki Bizansları kontrol etmek ile kendi istediği mesafede tutabilmek için coğrafi ve stratejik açıdan en uygun konumda bir yerdi. Burası tüm Avrasya’ya emretmekte olan Kağanlığın uçsuz bucaksız topraklarının tam ortasındaydı. İşte oradaki ipek ve altın yaldızlı ihtişamlı kurv-ı çuvaçında , altın tahtının üstünde dünyanın dört bir tarafından gelen elçileri karşılıyordu. Onun yüce konağına sadece elçiler değil, seyyahlar, Hint ve Çin’den, budda ve konfuçiyus rahipleri bile geliyorlardı. Muhteşem padişah onların hepsini karşılar, dinler, hediyelerini alır, dünyanin farklı köşelerinden haberleri öğrenir, eşsiz iktidar gücünü yansıtır ve cömertlikle ağırlardı.<br />
7. Yüzyılın ikinci çeyreğinin ilk yıllarında çinli Budist rahib bugünkü Kırgızistan’ın Tokmak şehrinin bulunduğu yerde avlanmakta olan Tung Yabgu Kağan’ın kabuluna nail olur. Hsüan-tsang güzel atların çokluğu karşısında şaşkına dönmüştü. Rahip hükümdar hakkında söyle hikaye ediyor: “Han yeşil atlas cüppe giymişti ve başı kapalı değildi. Sadece alnını çevreleyen bir ipek şeritle saclarını toka edip omuzuna sarkıtmıştı. Hanın çevresini saran 200 kadar süvari simli cüppeler giymişlerdi ve saçları beliklenip örülmüştü Diğer savaşçılar develere veya atlara binmişlerdi. Bunların elbiseleri ise kürk ve ketenden yapılmıştı. Tuğlu uzun mızrakları ve okları vardı. O kadar çoktular ki kuyruğun sonu görünmüyordu”.<br />
Türk Kağanlığı iktidar gücünün zirvesindeyken, Ortadoğuda gerilim tırmandıkça tırmanıyordu. Bölgesel güçler olan Bizanslar ve Sasaniler ticaret yolundaki payını artırmak, verimli tarlalar va bereketli yaylaları ele geçirmek, dinlerini yaymakla iktidarını güçlendirmek gibi stratejik hadefleri uğurunda uzun süren, geniş kapsamlı muharabaya başladılar. Yıllarca süren harbin sonunda kazanan İran olmuş ve Bizanslılar hegemonyalarını kaybetmişlerdir. Cani savaşın askeri açıdan en zayif seyircileri olan müslümanların kutsal kitabında Alemlerin Rabbinin dilinden “Rumlar yenildiler. Yakın bir yerde… Onlar bu yenilgilerinden sonra gâiîb geleceklerdir”, hükmü verilmiştir. Bu hükümden ne galip Farsların, ne de mağlup Rumların haberi vardır. Haberleri olsa bile, o kadar önemseyecekleri tahmin edilemezdi, zeten. Ama yirmi altı bin yahudiyi ve altmış binden fazla hristiyanı kılıçtan geçirmiş, otuz bininin kafasını saraylarına kadar süründürerek aşağılamış, mabetlerini harabeye dönüştürmüş, milyonlarca insanın inançlarını çiğnemiş olan zerdüştlerin belasından kurtarabilecek bir güce, sadece Rum Sezarı Herakleios’un değil, tüm yahudi ve hristiyan aleminin de muhtaçlığı vücudundaki can ve damarlarındaki kan kadardı. Türk Kağanıysa yaşanmakta olan olaylarla ilgili apayrı planlar ve amaçlar güdüyordu. Hadiselerin devamını Türklerin yardımına en çok muhtaç olan Bizans kaynaklarından öğrenmek daha mantıklı geliyor.<br />
“Miladın 622. yılı. Lazika’dan Herakleios Türklerin Kağanına elçi göndererek, perslere karşı müttefiklik teklif etti. O hediyeleri aldı ve askeri yardım sözünü verdi. Herakleios bundan çok sevindi ve bizzat onunla görüşmek için yola çıktı. Kağan Sezar’ın gelmekte olduğunu duyar duymaz karşılamaya koyuldu. İmparatör yüksek saygıyı duyunca, şayet Türk müttefik olmakta kararlıysa, onun (imparatörün) yanına gelmesini istedi ve Türke “evladım” dedi. Türk imparatöre sarıldı. Herakleios başındaki tacını Türke giydirdi. Onun onuruna ziyafet düzenledi. Herakleios ziyafet sofrası için getirilen tüm değerli eşyaları, impartörlük elbiselerini ve incilerle süslü küpeleri ona hediye etti. Ayrıca, Herakleios, Türkle gelen devlet erkanına da böyle cömertlik gösterdi. Sonra Herakleios avarlarda yaşayan acı tecrübeyi Türklerde de yaşama endişesiyle, müttefikliği taçlandırmak istedi – o Türke öz kızı Evdokia’nın resminin göstererek, dedi: “Bizleri Tanri birleştirdi – seni bana oğul edindirdi. İşte bu benim kızım – Rumlarin prensisi. Şayet, sen bana elinde silahınla duşmana karşı savaşta yardım edersen, kızımı sana hatun olarak vereceğim”. Herakleios türklerle birlikte İrana saldırdı ve şehirlerini harabe, ateşperest tapınaklarıni yerle bir etti”.<br />
Bizans, Çin ve Türk Kağanlığı İpekyolu ticaretinin güçlenmesinden yana idi. Bunun gayet farkında olan Kağan harplerle beraber diplomasi ve müttefiklik ilişkilerini de yanyana götürüyordu.<br />
Ton Yabgu Kağan Çin’de hüküm süren hanedanlarla da aktif diplomasi yürütmekte idi. O önce Sui, sonra Tang hanedanı ile müttefik oldu.<br />
Çin’in “Sui-shu” kronolojisinde: “Tung Yabgu Han cesur ve ihtiyatlıydı. Bir savaşa girmişse daima zafer elde etmiştir” denmektedir.<br />
Daha Sasaniler tamamıyla yenilmemiş, Bizanslar tehlikeden tam olarak kurtulamamış, Kağan ise, bu savaştan tüm istediklerini elde etmiş değildi. Rum tarihçileriyse, gelişmeleri şöyle yazmakta: “625’de Heraclius Andreas isimli oldukça zeki ve kabiliyetı birini sınırsız zenginlik vaadiyle Hazarlar’a ve Kuzey padişahlığın ikinci kişisi Cebu Hakan’a gönderdi, o kendinden son derece emin bir şekilde şu cevabı verdi: “Onun (Heraclius&#8217;un) düşmanlarından intikam almak için geleceğim. Cesur yigitlerimle bizzat kendim yardıma geleceğim ve onun istediği gibi kılıcım ve oklarıma bir savaş talimi yaptıracağım”. Başlangıç olarak elçiyle birlikte yola çıkan bin süvari, Pers ileri karakollarını yararak, Herakleios’un karargahına ulaştı ve ittifak anlaşması pekiştirilmiş oldu. Bir sonraki yıl vaadedilen birlikler Aghvania ve Atrpatakan’a gönderildi”.<br />
Bu zaferler Kağanlığın Sasanileri tüm Doğu sınırları boyunca hapsetmesini sağladı. Soğud tüccarları İranla ipek ticaretinde rekabetten dolayı Tung Yabgu Kağanı Hazarın batısında yer alan Bizans sınırındaki tüm bölgeleri ele geçirmeye ikna ettler. Türk Ordusu Derbend’in denizin içine kara giren sert ve yüksek taş kale duvarlarını aşarak, Gürcistan’ı ve Ermenistan’ı aldı. Olaylar hakkında Bizans, Ermeni ve Gürcü kronolojileri detaylı bilgi vermekte. Kağan 627 yılında Tiflis kalesini ele geçirerek, diğer şehirleri feth etmesi için oğlu Böri Şad’ı bırakırken komutanlarını: “Eğer bu ülkenin hükümdar ve beyleri oğlumu karşılayıp, ülkeyi teslim ederlerse; şehirleri, kaleleri ve ticareti benim savaşçılarıma bırakırlarsa, hayatlarını bağışlayın ve bana hizmet etmelerine izin verin”, deye tembihledi. Bu açıklama da Kağanın Bizanslara yardım etmek ve onlara komşu olmakla İran’a karşı ipek ticaretinde ezici üstünlüğe sahip olmayı hadeflediğini gün yüzüne çıkarmaktadır.<br />
Ne olursa olsun, Türkler Bizanslıları yok olmanın eşiğinden döndürdüler. Kurtarıcılarının sayesinde Rumlar savunmadan saldırıya geçebildiler. 628 yılına gelince, onlar Ktesifon’un civarındaki sarayları ateşe vermeye başladılar. Farsların onları durdurmaya mecali kalmamıştı. Düşmanı püşkürtmekten umudunu kesen devlet erkânı Hüsrev’i tahttan indirmiştir.<br />
Yukarıda beyanı geçen tarihi hadiseleri büyük Türk âlimi, Turan’ın bilge hükümdarı Mirza Uluğ Bey’in su içmek için yeşil yaşım taşından yaptırdığı fincanının (şuanda Londra’daki müzelerin birinde bulunmaktadır) gümüş kenarlığında tam Türkçe yazılı şu hikmet izah etmektedir: “Kerem-i Hakka nihayet yoktur”. İslam dininin kutsal kitabında verilen mücdenin yerine getirilmesi ile birlikte, müslümanların “Ehli kitap” diye kendilerine en yakın gördükleri yahudi ve hristiyanları ateşperestlerin tehlikesinden kurtarılması, tüm bunları onlara etnik, dini, kültürel ve tarihi açıdan yakınlığı olmayan Türkler tarafından gerçekleştirilmesi ne müslimlerin, ne de nesranilerin ve İsrailoğullarının aklına bile gelmezdi.<br />
Türklerinse böyle önemli bir misyonu amaçsız, duygusuz, duyarsız yürüttüğünü varsaymak zordur. Tamam, kağanlar ve soğud tüccarlarının İpekyolu ticaretinde üstün olma hadefleri olduğu asla gözardı edilemez. Ama acımasız savaşlara asker gönderen, müharebede can alan ve can veren Türk halkını teşvik etmek için güçlü bir idealojiye ihtiyaç vardı. Yabancı tarihçilerin bile övgüsünü kazanan “yalnızca gök ve yerin yaratıcısına tapan, va Ona “Tanrı”, deyen”, geldiği her ülkede ırk ayrımcılığına müsade etmeden bütünlük ve dayanışma (modus vivendi) oluşturan devlet felsefesine sahip Türkler’in bu kadar geniş bir coğrafyada gerçekleştirdiği büyük hamleyi sadece maddi çıkarlar ve ekonomik gelirler karşılığında yaptığına kanaat getirmek mantığa tam uymuyor. Bunun açıklamasını Göktürk Kağanlığının ünlü şehzadesi ve komutanı Kül Tigin için inşa edilen bengütaş’tan bulabiliriz:<br />
“Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş”.<br />
Büyük Kağanlığın kurucu hükümdarları ve onların varisleri kendilerini gök ve yerin arasında bulunan tüm insan oğlunun hamisi hakimi olarak görmüşler. Tüm insanoğlunun barış ve huzur içinde yaşamaları için sorumlu olduğunu düşünmüşler. İnançları aşağılanmış, yurtları harabeye dönmüş, ırzı ve namusu ayaklar altına alınmış milyonlarca insanları kurtarmak, onlara yapılan eziyetleri bertaraf etmek amacıyla Türk erleri cepheye koşmuşlardı. Sonuçsa kısa zamanda ortaya çıktı. Avrupa ve Asya’nın iki büyük imparatorluğu arasında yaşanan ve halkların dirayetini kıran uzun süreli savaş noktalandı. İnsanlar ise ölümçül çatışmalardan, şehirler baskından, mabetler saldırılardan kurtarılmıştır.<br />
Yaşanan olaylardan sonra İran’da gerileme dönemi başladı. İleri gelenler şahların birini öldürüp, diğerine taç giydirmekteydi. Bizanslarında uzun süren savaşlardan direyeti tükenmiş, ekonomik yıkımın eşiğine gelmişti. Her iki imparatorluk, yepyeni dinle, yeni medeniyet, yeni çağ başlatan İslam devletine ardı sıra topraklarını teslim etmeye başladı. Müslümanlar Peygamberlerinin mücdelediği gibi, İran’ın başkenti Medayin’i, Yemen ve Şam’ı feth ettiler. Hızla genişleyen Halifelik kısa süre içinde Fransa sınırlarından Çin topraklarına, Kafkaslardan Hint ovalarına kadar yayıldı.<br />
Türklere gelince, Tung Yabgu Kağan’ın vefatından sonra hakimiyetin zirvesinden inme dönemi başladı. Ama Kağanlığın varisleri olan devletler ve onlardaki Türk toplulukları İslam’ı benimsemekle kalmayıp, yeni dinin en güçli muhafızları ve en bilge düşünürleri oldular. Karahanlılar ve Bulgar Kağanlığı ile Asya ve Avrupada Türk-İslam sancağını diktiler. Türk-İslam medeniyeti Gaznelilerle Hindistan’ın iç bölgelerine, Selçuklularla İran, Anadolu ve Ortadoğu’ya, Memlüklerle Afrika’nın dağ ve çöllerine, Altın Ordu ile Doğu Avrupa’ya, Osmanlılarla Avrupanın yüregine ve Atlas okyanusunun kıyılarına, Sibirya Hanlığı ile Tayga ormanları ve Kuzey okyanusun buzlarına, Timurlular ile Akdenizden Çin’e, Sibirya’dan Hint okyanusunun ortasına kadar varabilmiştir. Ayrıca, Sahipkıran Emir Timur ile “TURAN” adında İmparatörlük kurdular. Yavuz Sultan Selim ile “İslam Halifesi” olarak, 1517’den 1924’e kadar tüm müslümanlara manevi önderlik yaptılar. İlerleyen asırlarda Türkler İslam’ın akidesini İmam Mâtüridî ile, felsefesini Ebu Nesr Farâbî ile, hikmetini İmam Buhârî, Tirmizî ve Dârimîler ile, hukukunu Burhanettin Marginânî ile, cebrini El-Harezmî ile, tıbbını İbni Sina ile, zeminini El-Fergânî ile, semasını Mirza Uluğ Bey ile, okyanusunu Ebu Reyhan Birüni ile, Akademi’sini diger alimler ile inşa ettiler.</p>
<p>Sonuç ve Öneriler<br />
Turan — Sakaların (İskitler), Hunların ve sonraki dönemde “Türk” adıyla Avrasya kıtasına yayılan halkların medeniyet bıraktığı geniş coğrafyayı içermektedir. Türkler geldiği her bölgede ırk ayrımcılığına müsade etmeden, bütünlük ve dayanışma (modus vivendi) oluşturan devlet felsefesine sahip olduklarından dolayı, yüzyıllar boyunca hâkimiyetlerini sürdürmüşlerdir. İnanç olaraksa, yalnızca gök ve yerin yaratıcısına tapmış ve Ona “Tanrı”, demişlerdir. Ayrıca, sadece farklı inançlara saygı göstermekle kalmamış, diğer din temsilcilerinin hayatlarını kurtarmayı, haklarını savunmayı görev edinmişler. Bu özelliklerinden dolayı İslam dini yayılmaya başladığında bu dini benimsemeleri zor olmamıştır. İslamla şereflendikten sonra bu inancı sahiplenmekten öte dinin öncüsü, savunma kalesi olmuştur. İslamla yücelmiş ve İslamı yüceltmişlerdir.<br />
Türklerin İslam dinine hizmeti bu dini kabul etmeden önceki dönemlere dayanmaktadır. İslam’ın kabul edilmesinden sonra Türkler devlet olarak dinin yayıldığı tüm bölgelerde hanedanlıklarını kurmuş ve bu bölgelerin önemli bir kısmını etkileri altına almışlardır. Türk kökenli komutan ise dünyanın neresinde olursa olsun, Müslümanları korumak için canları pahasına savaşlara girmekten çekinmemişlerdir. İlmi bakımdan gerek tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf gibi dini bilimler olsun, gerek tıp, astronomi, matematik, fizik, kimya, mühendislik gibi fen bilimleri veya tarih, edebiyat gibi sosyal bilimler olsun öncü âlimler, kaşifler yetiştirmişlerdir. Ayrıca, resim, müzik, hattatlık gibi sanatın tüm dallarında en hünerli sanatçılar olmayı başarmışlardır.<br />
Türk tarihi hakkında Çin, Fars, Soğud, Arap, Bizans, Roma ve diğer Avrupa kaynaklarında yeterince bilgiler verilmektedir. Bu kaynaklardan bilgiler süzülerek, incelendiğinde faaliyeti daha az araştırılmış nice şahsiyetler ortaya çıkacaktır ki, bu isimler ortak Türk tarihini oluşturmak için kilit isimler olabilir. Bu büyük zatların hayatı konusunda bilimsel araştırmalar, edebiyat ve tiyatro eserleri, belgeseller, filmler çekilmesi tüm Türk halklarının ortak ataları hakkında aydınlanmaları, bu şahsiyetler etrafında birleşmeleri için hizmet edecektir.</p>
<p>Kaynakça<br />
1. Mahmud Kaşgârî Dîvân-i Lügât üt-Türk, Taşkent, Fan, 1970.<br />
1. Kaşgarlı Mahmut Dîvân-i Lügât üt-Türk, Türk Dil Kurumu, 2003<br />
2. Ebu Reyhan Birûnî El-Âsâr ül-bâkiye an el-kurûn ül-hâliye, Taşkent, Fan, 1968.<br />
3. Yusuf Xos Hocib Kutadğu Bilig, Taşkent, Fan, 1971.<br />
4. Yusuf Has Hacib Kutadgu Bilig, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2005.<br />
5. Lev Nikolayeviç Gumilev Eski Türkler, Selenge Yayınları, İstanbul – 2007.<br />
6. L.N. Gumilev Drevniye tyurki, Moskova, ACT, 2010.<br />
7. N.Y. Bichurin Sobraniye svedeniya&#8230;, c-2, s-326, 329-б.<br />
8. Theophanes Bizantius. Fragmenta. – HGM, Lipsias, 1870.<br />
9. Nicephori archiepiskopi Constantinopolitani opuscula historica/Ed.C.de Boor. Lispae, 1880.<br />
10. O‘zbekiston tarixi Xrestomatiya Kul tigin bitigi, Taşkent, Fan, 2014.<br />
11. Abulqosim Firdavsiy Shohnoma, Taşkent, Gafur Gulom NMIU, 2011.<br />
12. Firdevsî Şahnâme, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2005.<br />
13. Shayx Muhammad Sodiq Muhammad Yusuf Hadis va Hayot, Тaşkent, “Sharq”, 2008.<br />
14. Shayx Muhammad Sodiq Muhammad Yusuf “Tafsiri Hilol”, Taşkent, “Hilol Nashr”, 2016.<br />
15. The History of Al-Ṭabarī (Ta’rikh al-rusul wa’l-mulūk), SUNY Press, New York.<br />
16. Umnâkov, İstoriya Fahriddina Mübarakşaha&#8230;<br />
17. İstoriya Agvan, s. 110;<br />
18. Artamonov, İstoriya xazar, s. 155;<br />
19. Chavannes, Documents, p. 52, p. 194.<br />
20. Е. Takayshvili, Istochniki gruzinskih litopisey (Georgian Chronicles&#8217;ın kaynakları), s-124, not-3.<br />
21. https://en.wikipedia.org/wiki/Modus_vivendi<br />
22. https://kuran-ikerim.org/meal/diyanet/rum-suresi.<br />
23. https://www.intergez.com/30-rum-suresi-ibn-kesir-tefsiri/.<br />
24. https://www.turkcebilgi.com/kül_tigin_yazıtı#post.<br />
25. https://tr.wikipedia.org/wiki/Albanya<br />
26. https://tr.wikipedia.org/wiki/Atropatena</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
